7 Nisan 2011 Perşembe

Mesafe

Suya atılan bir taşın çıkardığı halkalar gibi büyüdükçe dağılıyor düşüncelerim ve tekrarında toplanışının tiktakları kalıyor yelkovanı bir türlü yakalayamayan akrebin.
Bir ben kalıyorum karanlığında gecenin bir de ay.Sonra o gittiğinde nereden geldiği bilinmeyen karanlıklar kalıyor bana.Ben yeniden dalıyorum ışığını nereden aldığı bilinmeyen düşüncelerime ve düşünmekten düşünecek yerlerim ağrıyor..
Ressamın ıssız bir ormanın sonbaharda dökülen kuru yaprakların rüzgarla dans ederkenki çıkardığı hışırtıları boş bir tuvale resmetmesi gibi tüm gürültüler sessizlikte..Aynı sessizlikte aynı gökyüzüne bakıp aynı yıldızları seyrediyor belki aynı anda nefes alıyoruz.Önümden öylece geçip gidiyorsun yine de..Gözlerdeki yakınlık kadar yakınlaşmak neyin nesi? Göze alamadığım mesafeler kadar uzaklaşıyorsun..

5 Nisan 2011 Salı

Bir Özcan Deniz getirisi.. Depersonalizasyon..

24yaşında yaşamaması gerektiğini düşünen ve yapması gereken tek şeyin bu düşünceden kurtulmak olduğunu bilip yinede çaresiz,eli kolu bağlı,düşünceleri içine hapsolup kalmış biri için 'boşluk' kelimesi cuk oturur.
Değişmesi amaçlanan şeyler karmaşası diye de bir şey var.. Değişmeyeceğini bile bile değiştirmek için çabaladığı değerlilerin, başaramadıklarının altında ezim ezim ezildiğini gördüğünde iyi niyetlerini kendine siper etmesi cabadan başka hiç bir şey değil..
Orta-Lise dönemlerinden kalma,derme çatma bile olsa 'aile' kavramının insanın yüzüne küçük bir tebessüm olup düştüğü 'güven' hissi ve bir kelebek psikolojisi ile değilde,hani tam okul bitip 'şimdi ne bok yicez?' durumunun tam ortasında hayata dair maddesel tüm sorumlulukların omuzuna yüklendiği an kapana kısılan ruhun darılmış,kırılmış,bitmeye yüz tutan tarafı ile düşündüğümde anladım ben 'sevgi'nin ne demek olduğunu.. Hayır.O an değil;o psikolojideyken demek istedim.O kadar zor öğrenince uygulamaya geçirmeside bir o kadar zor oldu hep..Kendini beğenmişlikten değil,korkudan yapılan hatalar..
Bedenime küçük gelen kalbimde biriktirdiğim sevgimi belli dönemlerde tatmin olmak isteyince ihtiyaç olarak 'nefes alsın yeter' mantığı ile önüne gelene boşalma çabasını tek gecelik ilişkilere benzetiyorum..Ticaret bitince herkes yoluna..Kalbim ve sevgimin düzenli ilişkilere ihtiyacı var..
Bütün bu saçmalıkların çıkmasının tek sebebi aslında varoluşundan değil;Özcan Deniz dinliyorum hepsi bu.Kapatınca geçicek..

27 Mart 2011 Pazar

Araz


"Yalnızım çünkü sen varsın"

"gel" desen gelirdim
gittiğin uzakta bendim
dağ gibi bir ihanetten düştüm
bu kendime son gelişim

ölümbaz öpüşler kusuyorum ceplerime
kendimi suçüstü yakalıyorum
ve kentsizliğimin isimsizliğini
Araz´a uyak düşüyorum
gözlerime senden düşler sürüyorum
ıslak bileklerim kan bayramına yatıyor
bana en büyük tehdit yine ben oluyorum
sonra bir durağa yaslanıyorum
sonra bir kente
ve sen gidiyorsun
ben kanıyorum
diyorlar ki "kendini dinleme hiçbir şey söylemiyorsun"
oysa "gel" desen gelirdim biliyorsun

yorgun Haliç´e biraz inat
biraz ihanet bırakıyorum
ellerinden bir tedirginliği bir tehdidi avuçluyorum
aklıma düşüyorsun
düşüyorum
düşünce
üşüyorum
azgın hüzünlerle körlüğüme göçüyorum
ayrılığın saati kaç geçiyor bilmiyorum
yalanlarımla bir hiçlikteyim
beni içinden kaç

bu kentte her yağmur kendini ağlar
aklıma düşsen yalnızlık oluyorum
ağzımdaki uykudan öpmüyorsun nicedir
nerde kimi üşüyorsun
artık kendini yakan bir ateşim
kendimize birbirimizden düşler yapamıyoruz
şimdi boş duraklara yaslanıyorum
boş kentlere
oysa "gel" desen gelecektim

gün düşlerime dönüşlerimde
bakışın içiyor beni gözlerimden
gövdemi düşürüyorum güz yavrusu duraklara
uzaklığına uzanıyorum
sevdiğin sonbahar geçiyor üstümden
ama artık hiçbir göğü içmiyorsun dudaklarımdan
yıkılıyorum şarkılara
"kimseler biliyor"
yalnızlık dostumdu
şimdi korkum oluyor
oysa "gel" desen gelecektim

artık her şey kımıltısız bir geceye dönüşüyor
güz artığı saçlarımda oynaşan sensizlik
göz karana yenik düşüyor en korkak yanlarımdan
kendimi yitirdikçe sana gidiyorum
göbek çukurumda sobelere karanlık uyutuyorum
düş satıcısı ispiyoncu bir ihtiyarın insafına kalıyorum
uysal yalnızlıklar satın alıyorum
gülüşümle ödeyerek
ve içimde yalancı bir katil taşıyorum
yeni utançlar biriktiriyorum eski günahlarıma
cüzamlı ruhlar cehennemine gidiyorum ben
kirli sözlerimi temize çekme
oysa "gel" desen gelecektim

gözlerim ihanete ihbar taşıyor
kuşkulu bir cinayeti fısıldıyor kaşlarına
sözü namluna sürmelisin şimdi
en yaralı yanımdan vurmalısın beni
çünkü uçmak düşmeyi göze almaktır

avlunda bıraktığım az kullanılmış intiharları deniyorum
ne vakit nikotinli ellerinden yola çıksam
susuşuna kan döküyor gözlerim
sen gözüne çiğ kaçtı sanıyorsun
oysa bilmelisin Araz´ım
kimsenin içi görünmez
ve hiç bulamadıklarını
asla yitiremezsin
bak şimdi aramızda sessiz kalıyor
söylenecek bütün sözler

her sabah akşam oluyorsun
alnından ellerine damlıyorsun
yüzündeki yağmurla iniyorsun kente
içine dert oluyorsun kentin
dışına yağmur
yüreğinde dağılıyor kristal şehirler
duvarların kan öksürüyor
ve sen
başkalarının gözlerini
yüzümde aramamayı öğreniyorsun
beni bir durağa yaslıyorsun
beni bir kente
gidiyorsun
oysa "gel" desen gelecektim

susmak en inatçısı olmaktır yalnızlığın
en susmakta neydi öyle
sen en dinlerken
biliyorum Araz´ım
insan kendini bulmamalı, hep aramalı
gittiğin yerden başlıyorum öyleyse
gece cinnetlerimi de alıp yanıma

denize bakmayı bilmeyenler
bir gün mutlaka boğulur
işte bundandır gözlerinden kaçışlarım

siz hiç yar saçının bir telinden kendinize gurbet yaptınız mı

ben şimdi gurbetim
içimde taşıyorum
heba olsa da senlerce yılım
oysa "gel" desen gelecektim

ömrümden düşürdüğüm sol anahtarlarına takılıyorum hep
ve hayat yüklü kamyonlar geçiyor üstümden
şairler ölüdür derler
inanmıyorum


en karanlık ceketimi giyiyordum
ışığa kördüm çünkü
şimdi ise güneşe ilerliyorum
dirilmek için

kimliği paslanıyor eski bir anarşistin
gecenin kör gözünden utanıyorum
hadi bana en militan kelimelerle saldır
batır içime cümlelerini
beyhude bir dehşet bırak
hak ediyorum

gizlilikten ölmek üzere olan bir akrep sızıyor içime
can kaybından ölüyorum
cenazemde namaz kılacağım
zan altındayım
yalanıma inanıyorum

yorgun söylentiler kanıyor solgun yaralarımdan
kırılır mı bilmem hüznümde taşıdığım kin
kinim kendime
susuşum sana
küsüşüm tüm dünyaya

üstü kalsın ihanetimin
"gel" desen gelecektim

yine bir tren geçiyor içimden
sen kesiliyorum gülüşümün karşılığı
saçların bir rüzgarın öyküsünü taşıyor
görmüyorum söylemiyorsun kırılıyorum
hiçliğimin etleri yolunuyor şizofrenik bir gecede
sana bir öykü çıkarıyorum ağzımdan
süsle beni ey aşk
geçtiğin yerleri öpüyorum

yarısı yanık bir aşkın küllerini taşıyorum
dişlerindeki nikotin tadı terkimde
sirenler ve ateş hatları içip
sesini peydahlıyorum kendimden ve kentimden
ıslak ceplerimi buluyorum el yordamıyla
yasadışıyım
tutukla beni gözlerimden

kalemim bitti yitirdi şiirini şuur
öldü kanımdaki mürekkep balığı
solumdaki sise intihar etti intiharlar
bir aşkı kaça katlayabilirdi ki ezik bir yürek
yaşamak için geç bir zaman
ölmek için ise erken

çok davullu bir senfoni sürçüyor
dikiş tutmaz ayrılığımda
kirpiğinden yapılma bir darağacına
geceyi asıyorum
yoksun
bu yağmurlar ıslatmıyor beni
bir durağa yaslanıyorum sensiz
gidişinin en sessiz harfinden yırtılıyorum
"gel" desen gelecektim oysa

kulaklarımdan bordo denizler dökülüyor
şimdi herkes biraz sen biraz acı
göğsümde bir vagon
gizli sözler batıyor
fırtınalar çıkıyor üstüme

şakağımda
intihar acemisi bir şairin
delilik provaları
arkandan uluyan kapılardan
söküyorum kokunu
yokluğunu kokluyorum
yokluğunu yokluyorum

çöz gözlerimi senden hadi
ücranda yak bakışımı
gözlerine bekçi sevdam
dünden ve senden kalmayım

içine her düşen
kendi keşfi sanıyor seni
oysa sen
melekleri bile kıskandıracak kadar kendinsin
ve kendini acıtmak istiyorsun
ama güller kendine batamaz
bilmiyor musun
"gel" mi diyorsun

herkes kendi gördüğüne bakar
peki hayatın rüzgarında kime yelkeniz
kıpırdamadan duramayız bir aşk boyu
hadi en kanadığımız yerden susalım
"gel" desen gelirdim
"git" dedin ve gittin

Aşka...
Rüzgara...
Ayrılığa...
Zamana...

eyvallah..
    Kahraman TAZEOĞLU

'Eyvallah'

'' Sesim yetişmedi sana, sustum. Hayatıma bir seni ekledim. Sen yokluğunla çoğalırken günlerimde, ben beceriksizce sana yürüdüm. Sesim yetişmedi sana.

Ben sana yenilmek için sevdim seni. Hayallerime yakıştığın için sevdim. Ama artık gitme vakti. Duymadığın sesimi sana emanet ederek, acılarıma yokluğunu ekleyerek ve nereye gidersem gideyim seninle kalarak gitme vakti... duam olup kalacaksın… sevdikçe, çoğalacaksın yokluğunla içimde.

Kızma bana sitemkâr yazıyorum diye... küskünlüğüm inan sana değil. Söz dinletemiyorum duygularıma, yüreğime. Saatler seni sen geçmiyor. Selamını getirmiyor rüzgarın nefesi. Yollar yolumu sana bağlamıyor. Sen bırakma beni. '' 

25 Şubat 2011 Cuma

4. Ayşe Paşalı Cinayeti İşlenmiş , 5. ye Talibim

3 saatlik bir gece için 12 sigara gerçekten fazla..
1871'den beri Mehmet Efendi Kuru Kahvelerinden alınan bir tatlı kaşığı çokça kaynatılmış türk kahvesi,evdeki imkanların bu gecelik Murattı sigarasına elverişli olması ve düzeltilmeye çalışılan bir psikoloji ile açılmış hareketli bir müzik eşliğinde yazılmaya çalışan amaçsız bir yazı..Evet.Hala okumaya çalışan varsa bırakabilir.Zira ciddi söylüyorum amaçsız.İşte tam buradan girilebilir aslında konuya.Amaç ne ? Saçma sapan bir yığın luzümsuz dölün sıçıp batırdığı 3 kuruşluk dünyada ayakta kalmaya çalışıyoruz hepimiz ve emin olun amaç sadece bu.Ayakta kalabilmek.Pek düşünmem ben aslında.Düşünen insan çok üzülür diye düşünüyorum.İşte bunu düşünürken bile üzülüyorum.Düşünmek gerçekten iyi birşey değil.
Her günün bizden bir çok alıp götürdüğü bu acayip mekanda,boynumuza esaretin o kalın bağı geçmiş ve tutunmaya çalıştıklarımız bile bazen o ayağımızın altında zaten hiçte sağlam olmayan tabureyi itmek için sanki birileri ile anlaşmış gibi bizim öldükten sonra tozumuzun bile kalmayacağını bilse de yeryüzünde,tabureyi itenin kendisi olduğunu anlamayalım diye -ki o saatten sonra kahpeyi tanısam nee tanımasam ne- sinsice yaklaşıyor.Hayır hasta değilim.Gerçekten.
Hal bu iken bırakın da ben gerçekten bulaşık makinam bulaşıklarımı gerçekten temiz yıkıyor buna sevineyim.Bıraksınlar beni bana ben evimde aklıma saçma sapan cümleler gelsin,kınanmaktan,hor görülmekten,küçümsenmekten,beğenilmemekten zerre miktar korkmadan bana ait olan herşeyi paylaşayım.
Sevmiyorum insanları evet.İnsan içine çıkmayı,topluma karışıp sosyalleşmeyi.O ne öyle? Giyimleri,parfümleri,yanındaki sevgilileri,yedikleri içtikleri,anlattıkları hepsi ayrı kulvarlarda birbirleri ile yarış içinde.Ego da diyemiyorum buna bu çok ayrı birşey.Anlamadım.Aklıma da birşey gelmiyor amaçları ile alakalı.Varsa aklı firik bu yazıyı hala okuyup bir fikri olan benimle de paylaşsın.
Fark mı bu. Değil tabi ki. Evimde oturuyorum aylardır.Kitap okuyup günün bir çok saatini internetin başında geçirip temizlik ve yemek yapmaktan başka hiç bir aktivite yok hayatımda.Ama vallada mutluyum billa da mutluyum lan? Her yeni bir insan yeni bir tehlike diyorum.Diyorum inanmıyorsunuz.Tanımaya çalışmak ayrı bir dertken birde karmakarışık olduğunu bildiğin kişiliğini,hislerini,olaylara verdiğin tepkileri birilerine kabullendirmeye çalışmak bunlar gerçekten zor şeyler.Neden zor biliyor musunuz?Çünkü karşında ki insan senden çok farklı. Bambaşka bişey o. Evet okuyan salak.. Sensin o bambaşka.!
Evinde kocasını beklerken 0.facebooktan çeşitli gruplara katılıp,oranın buranın duvarına çeşitli sorular yazan bir gerizekalı tanıdığım var.Bugün ona çok imrendim.Hatun o kadar rahat ki çocuğunu sütten kestikten sonra göğüslerinde oluşan süt bezlerinin yaptığı ağrılardan dem vurmuş ve yardım istemiş.Başka bir gün közlenmiş kırmızı biberin sosunun tarifini istemiş filan.Muhabbet süper ama,gülüşmeler teşekkürler.İnsanların içine karışıp yardım istemek,son derece rahat safiyane sorular sormak..Tatile ihtiyacım var.
Benim derdim bunlar değil aslında.Aslında bir şey diycem.Benim derdim yok.Şu rahatlık ve umursamazlık beni delirtiyor zaten.Bir şeyi neden bir kaç saatten ya da en acı dediğim şeyi 1 haftadan fazla kafaya takamıyorum? 
Geçen gün durduk yere geldi aklıma bu.Benim birşeyleri ciddi anlamda umursamaya ihtiyacım var.Biri ya da birşeyleri hayata mihenk edinmek iyi birşey değil elbet ama amaçlar belli ve birse araçlar gerçekten çokta önemli değil. 
Son bir kaç şey daha söyleyip bu saçma ve belki silmeyi bile düşüneceğim yazıyı sonlandırmak istiyorum.
İnsanlar gerçekten kötü olabilir ama ben gerçekten onları seviyorum.Üzülüyorum bir kere,çabalarına,güçlü görünmeye çalışmalarına,şerefli olanlarına,hele vefalı olanlarına can veresim geliyor.Yok diyordum ama var be ya.Hala iyi insanlar var.Bulaşık makinam bulaşıkları güzel yıkıyor diye mutlu olduğumdan daha çok mutlu oluyorum iyi diyebileceğim insanlar çıkınca karşıma.Kısaca 5. Ayşe Paşalı ben olmayayım.Hiç kimse olmasın.
Okuyosan hala,seviyorum seni.Okumayan varsada okuyanlar olarak hep birlikte bi siktir çekelim gidenlerin ardından ve gecenin son sigarasını yakalım Murattı paketinden :)