27 Mart 2011 Pazar

Araz


"Yalnızım çünkü sen varsın"

"gel" desen gelirdim
gittiğin uzakta bendim
dağ gibi bir ihanetten düştüm
bu kendime son gelişim

ölümbaz öpüşler kusuyorum ceplerime
kendimi suçüstü yakalıyorum
ve kentsizliğimin isimsizliğini
Araz´a uyak düşüyorum
gözlerime senden düşler sürüyorum
ıslak bileklerim kan bayramına yatıyor
bana en büyük tehdit yine ben oluyorum
sonra bir durağa yaslanıyorum
sonra bir kente
ve sen gidiyorsun
ben kanıyorum
diyorlar ki "kendini dinleme hiçbir şey söylemiyorsun"
oysa "gel" desen gelirdim biliyorsun

yorgun Haliç´e biraz inat
biraz ihanet bırakıyorum
ellerinden bir tedirginliği bir tehdidi avuçluyorum
aklıma düşüyorsun
düşüyorum
düşünce
üşüyorum
azgın hüzünlerle körlüğüme göçüyorum
ayrılığın saati kaç geçiyor bilmiyorum
yalanlarımla bir hiçlikteyim
beni içinden kaç

bu kentte her yağmur kendini ağlar
aklıma düşsen yalnızlık oluyorum
ağzımdaki uykudan öpmüyorsun nicedir
nerde kimi üşüyorsun
artık kendini yakan bir ateşim
kendimize birbirimizden düşler yapamıyoruz
şimdi boş duraklara yaslanıyorum
boş kentlere
oysa "gel" desen gelecektim

gün düşlerime dönüşlerimde
bakışın içiyor beni gözlerimden
gövdemi düşürüyorum güz yavrusu duraklara
uzaklığına uzanıyorum
sevdiğin sonbahar geçiyor üstümden
ama artık hiçbir göğü içmiyorsun dudaklarımdan
yıkılıyorum şarkılara
"kimseler biliyor"
yalnızlık dostumdu
şimdi korkum oluyor
oysa "gel" desen gelecektim

artık her şey kımıltısız bir geceye dönüşüyor
güz artığı saçlarımda oynaşan sensizlik
göz karana yenik düşüyor en korkak yanlarımdan
kendimi yitirdikçe sana gidiyorum
göbek çukurumda sobelere karanlık uyutuyorum
düş satıcısı ispiyoncu bir ihtiyarın insafına kalıyorum
uysal yalnızlıklar satın alıyorum
gülüşümle ödeyerek
ve içimde yalancı bir katil taşıyorum
yeni utançlar biriktiriyorum eski günahlarıma
cüzamlı ruhlar cehennemine gidiyorum ben
kirli sözlerimi temize çekme
oysa "gel" desen gelecektim

gözlerim ihanete ihbar taşıyor
kuşkulu bir cinayeti fısıldıyor kaşlarına
sözü namluna sürmelisin şimdi
en yaralı yanımdan vurmalısın beni
çünkü uçmak düşmeyi göze almaktır

avlunda bıraktığım az kullanılmış intiharları deniyorum
ne vakit nikotinli ellerinden yola çıksam
susuşuna kan döküyor gözlerim
sen gözüne çiğ kaçtı sanıyorsun
oysa bilmelisin Araz´ım
kimsenin içi görünmez
ve hiç bulamadıklarını
asla yitiremezsin
bak şimdi aramızda sessiz kalıyor
söylenecek bütün sözler

her sabah akşam oluyorsun
alnından ellerine damlıyorsun
yüzündeki yağmurla iniyorsun kente
içine dert oluyorsun kentin
dışına yağmur
yüreğinde dağılıyor kristal şehirler
duvarların kan öksürüyor
ve sen
başkalarının gözlerini
yüzümde aramamayı öğreniyorsun
beni bir durağa yaslıyorsun
beni bir kente
gidiyorsun
oysa "gel" desen gelecektim

susmak en inatçısı olmaktır yalnızlığın
en susmakta neydi öyle
sen en dinlerken
biliyorum Araz´ım
insan kendini bulmamalı, hep aramalı
gittiğin yerden başlıyorum öyleyse
gece cinnetlerimi de alıp yanıma

denize bakmayı bilmeyenler
bir gün mutlaka boğulur
işte bundandır gözlerinden kaçışlarım

siz hiç yar saçının bir telinden kendinize gurbet yaptınız mı

ben şimdi gurbetim
içimde taşıyorum
heba olsa da senlerce yılım
oysa "gel" desen gelecektim

ömrümden düşürdüğüm sol anahtarlarına takılıyorum hep
ve hayat yüklü kamyonlar geçiyor üstümden
şairler ölüdür derler
inanmıyorum


en karanlık ceketimi giyiyordum
ışığa kördüm çünkü
şimdi ise güneşe ilerliyorum
dirilmek için

kimliği paslanıyor eski bir anarşistin
gecenin kör gözünden utanıyorum
hadi bana en militan kelimelerle saldır
batır içime cümlelerini
beyhude bir dehşet bırak
hak ediyorum

gizlilikten ölmek üzere olan bir akrep sızıyor içime
can kaybından ölüyorum
cenazemde namaz kılacağım
zan altındayım
yalanıma inanıyorum

yorgun söylentiler kanıyor solgun yaralarımdan
kırılır mı bilmem hüznümde taşıdığım kin
kinim kendime
susuşum sana
küsüşüm tüm dünyaya

üstü kalsın ihanetimin
"gel" desen gelecektim

yine bir tren geçiyor içimden
sen kesiliyorum gülüşümün karşılığı
saçların bir rüzgarın öyküsünü taşıyor
görmüyorum söylemiyorsun kırılıyorum
hiçliğimin etleri yolunuyor şizofrenik bir gecede
sana bir öykü çıkarıyorum ağzımdan
süsle beni ey aşk
geçtiğin yerleri öpüyorum

yarısı yanık bir aşkın küllerini taşıyorum
dişlerindeki nikotin tadı terkimde
sirenler ve ateş hatları içip
sesini peydahlıyorum kendimden ve kentimden
ıslak ceplerimi buluyorum el yordamıyla
yasadışıyım
tutukla beni gözlerimden

kalemim bitti yitirdi şiirini şuur
öldü kanımdaki mürekkep balığı
solumdaki sise intihar etti intiharlar
bir aşkı kaça katlayabilirdi ki ezik bir yürek
yaşamak için geç bir zaman
ölmek için ise erken

çok davullu bir senfoni sürçüyor
dikiş tutmaz ayrılığımda
kirpiğinden yapılma bir darağacına
geceyi asıyorum
yoksun
bu yağmurlar ıslatmıyor beni
bir durağa yaslanıyorum sensiz
gidişinin en sessiz harfinden yırtılıyorum
"gel" desen gelecektim oysa

kulaklarımdan bordo denizler dökülüyor
şimdi herkes biraz sen biraz acı
göğsümde bir vagon
gizli sözler batıyor
fırtınalar çıkıyor üstüme

şakağımda
intihar acemisi bir şairin
delilik provaları
arkandan uluyan kapılardan
söküyorum kokunu
yokluğunu kokluyorum
yokluğunu yokluyorum

çöz gözlerimi senden hadi
ücranda yak bakışımı
gözlerine bekçi sevdam
dünden ve senden kalmayım

içine her düşen
kendi keşfi sanıyor seni
oysa sen
melekleri bile kıskandıracak kadar kendinsin
ve kendini acıtmak istiyorsun
ama güller kendine batamaz
bilmiyor musun
"gel" mi diyorsun

herkes kendi gördüğüne bakar
peki hayatın rüzgarında kime yelkeniz
kıpırdamadan duramayız bir aşk boyu
hadi en kanadığımız yerden susalım
"gel" desen gelirdim
"git" dedin ve gittin

Aşka...
Rüzgara...
Ayrılığa...
Zamana...

eyvallah..
    Kahraman TAZEOĞLU

'Eyvallah'

'' Sesim yetişmedi sana, sustum. Hayatıma bir seni ekledim. Sen yokluğunla çoğalırken günlerimde, ben beceriksizce sana yürüdüm. Sesim yetişmedi sana.

Ben sana yenilmek için sevdim seni. Hayallerime yakıştığın için sevdim. Ama artık gitme vakti. Duymadığın sesimi sana emanet ederek, acılarıma yokluğunu ekleyerek ve nereye gidersem gideyim seninle kalarak gitme vakti... duam olup kalacaksın… sevdikçe, çoğalacaksın yokluğunla içimde.

Kızma bana sitemkâr yazıyorum diye... küskünlüğüm inan sana değil. Söz dinletemiyorum duygularıma, yüreğime. Saatler seni sen geçmiyor. Selamını getirmiyor rüzgarın nefesi. Yollar yolumu sana bağlamıyor. Sen bırakma beni. '' 

25 Şubat 2011 Cuma

4. Ayşe Paşalı Cinayeti İşlenmiş , 5. ye Talibim

3 saatlik bir gece için 12 sigara gerçekten fazla..
1871'den beri Mehmet Efendi Kuru Kahvelerinden alınan bir tatlı kaşığı çokça kaynatılmış türk kahvesi,evdeki imkanların bu gecelik Murattı sigarasına elverişli olması ve düzeltilmeye çalışılan bir psikoloji ile açılmış hareketli bir müzik eşliğinde yazılmaya çalışan amaçsız bir yazı..Evet.Hala okumaya çalışan varsa bırakabilir.Zira ciddi söylüyorum amaçsız.İşte tam buradan girilebilir aslında konuya.Amaç ne ? Saçma sapan bir yığın luzümsuz dölün sıçıp batırdığı 3 kuruşluk dünyada ayakta kalmaya çalışıyoruz hepimiz ve emin olun amaç sadece bu.Ayakta kalabilmek.Pek düşünmem ben aslında.Düşünen insan çok üzülür diye düşünüyorum.İşte bunu düşünürken bile üzülüyorum.Düşünmek gerçekten iyi birşey değil.
Her günün bizden bir çok alıp götürdüğü bu acayip mekanda,boynumuza esaretin o kalın bağı geçmiş ve tutunmaya çalıştıklarımız bile bazen o ayağımızın altında zaten hiçte sağlam olmayan tabureyi itmek için sanki birileri ile anlaşmış gibi bizim öldükten sonra tozumuzun bile kalmayacağını bilse de yeryüzünde,tabureyi itenin kendisi olduğunu anlamayalım diye -ki o saatten sonra kahpeyi tanısam nee tanımasam ne- sinsice yaklaşıyor.Hayır hasta değilim.Gerçekten.
Hal bu iken bırakın da ben gerçekten bulaşık makinam bulaşıklarımı gerçekten temiz yıkıyor buna sevineyim.Bıraksınlar beni bana ben evimde aklıma saçma sapan cümleler gelsin,kınanmaktan,hor görülmekten,küçümsenmekten,beğenilmemekten zerre miktar korkmadan bana ait olan herşeyi paylaşayım.
Sevmiyorum insanları evet.İnsan içine çıkmayı,topluma karışıp sosyalleşmeyi.O ne öyle? Giyimleri,parfümleri,yanındaki sevgilileri,yedikleri içtikleri,anlattıkları hepsi ayrı kulvarlarda birbirleri ile yarış içinde.Ego da diyemiyorum buna bu çok ayrı birşey.Anlamadım.Aklıma da birşey gelmiyor amaçları ile alakalı.Varsa aklı firik bu yazıyı hala okuyup bir fikri olan benimle de paylaşsın.
Fark mı bu. Değil tabi ki. Evimde oturuyorum aylardır.Kitap okuyup günün bir çok saatini internetin başında geçirip temizlik ve yemek yapmaktan başka hiç bir aktivite yok hayatımda.Ama vallada mutluyum billa da mutluyum lan? Her yeni bir insan yeni bir tehlike diyorum.Diyorum inanmıyorsunuz.Tanımaya çalışmak ayrı bir dertken birde karmakarışık olduğunu bildiğin kişiliğini,hislerini,olaylara verdiğin tepkileri birilerine kabullendirmeye çalışmak bunlar gerçekten zor şeyler.Neden zor biliyor musunuz?Çünkü karşında ki insan senden çok farklı. Bambaşka bişey o. Evet okuyan salak.. Sensin o bambaşka.!
Evinde kocasını beklerken 0.facebooktan çeşitli gruplara katılıp,oranın buranın duvarına çeşitli sorular yazan bir gerizekalı tanıdığım var.Bugün ona çok imrendim.Hatun o kadar rahat ki çocuğunu sütten kestikten sonra göğüslerinde oluşan süt bezlerinin yaptığı ağrılardan dem vurmuş ve yardım istemiş.Başka bir gün közlenmiş kırmızı biberin sosunun tarifini istemiş filan.Muhabbet süper ama,gülüşmeler teşekkürler.İnsanların içine karışıp yardım istemek,son derece rahat safiyane sorular sormak..Tatile ihtiyacım var.
Benim derdim bunlar değil aslında.Aslında bir şey diycem.Benim derdim yok.Şu rahatlık ve umursamazlık beni delirtiyor zaten.Bir şeyi neden bir kaç saatten ya da en acı dediğim şeyi 1 haftadan fazla kafaya takamıyorum? 
Geçen gün durduk yere geldi aklıma bu.Benim birşeyleri ciddi anlamda umursamaya ihtiyacım var.Biri ya da birşeyleri hayata mihenk edinmek iyi birşey değil elbet ama amaçlar belli ve birse araçlar gerçekten çokta önemli değil. 
Son bir kaç şey daha söyleyip bu saçma ve belki silmeyi bile düşüneceğim yazıyı sonlandırmak istiyorum.
İnsanlar gerçekten kötü olabilir ama ben gerçekten onları seviyorum.Üzülüyorum bir kere,çabalarına,güçlü görünmeye çalışmalarına,şerefli olanlarına,hele vefalı olanlarına can veresim geliyor.Yok diyordum ama var be ya.Hala iyi insanlar var.Bulaşık makinam bulaşıkları güzel yıkıyor diye mutlu olduğumdan daha çok mutlu oluyorum iyi diyebileceğim insanlar çıkınca karşıma.Kısaca 5. Ayşe Paşalı ben olmayayım.Hiç kimse olmasın.
Okuyosan hala,seviyorum seni.Okumayan varsada okuyanlar olarak hep birlikte bi siktir çekelim gidenlerin ardından ve gecenin son sigarasını yakalım Murattı paketinden :)

7 Şubat 2011 Pazartesi

Bitmesini istemediğim şarkılar var..
Bitmesini istemediğim geceler..
Bitmesini istemediğim insanlar içimde..
Sonsuzluğa duyduğum isteğimden ziyade;bitişlere hep yakın olmanın kazandırdığı bir nefret belki..
Sonu gelmesin istediğim cümlelerim var birde anlamasınlar diye.. 
Anlarsak biteriz..
Bitmek,tükenmek değildir belki..
Belki bitmek başlamaktır..
Bitmek yeni bir geceyi yaşamak için atılan ilk adımdır belki..
Başlangıçlardan korkmaktan ziyade; her başlangıcın bir sonu olacağını bilmekten nefret etmektir belki..
Başlarsak biteriz..
Başlangıçlar bitişlerin başlangıcıdır..
Ya da tam tersi..

Sevgililer Günü Safsatası

SEVGİLİLER GÜNÜ Hakkında değişik yorum ve tanımlamaların yapıldığı bu günle ilgili bir görüş bakın söyle: St. Valentine Aşıklar Günü, İsa'dan önce 4.yüzyıl Roması'nda kutlanan, Çobanların Tanrısı " Faurus Lupercus" şenliğine, başka bir deyişle " Kurt Bayramı'na salıyor köklerini. Her 15 Şubat'ta genç Romalılar, içinde Tanrı Kurt'un yaşadığı varsayılan bir mağranın önünde toplanıyorlar. Ortada bir küp duruyor. İçinde kız adları yazılı minik levhalar. Bir lotaryo bu . Delikanlılardan yanlızca biri, belki de o savaş yılının en kahraman olanı, yüreği çarparak rastgele bir kızın adını çekiyor. Bu yöntemle kurulan özel çift, ertesi yılki 15 Şubat çekilişine dek, akıllarından geçen her cinsel fantaziyi yaşamak ve uygulamakla serbest bırakılıyor, toplamın onayı alınmış olunuyor, yani yasal olarak özgür kılınıyordu. Romalı gençler, I.S. 500'lü yıllara değin, bu 2000 yıllık geleneği aşk ve şevk ile sürdürdüler. Ama Çoban Tanrısı " Faunus Lupercus " şenliği, dini bütün Hristiyanların canına tak etmişti. Roma Kilisesi sorumluları aradı ve din şehidini bu konuya kurban seçti. Roma İmparatoru II. Claudius döneminde yaşanmış, papaz Valentin bu duruma en uygun aday seçilmişti. İmparator Cladius Gothicus'un gazabından Hristiyanları kurtarmış, ama kendisini feda etmis ve bu papazın kafasını kesmiş. Aradan uzun bir zaman geçtikten sonra Vatikan, Valentin'e " aziz " ünvanı vermiş. Roma kapılarının biri de zamanla onun adıyla anılır olmuş. Burokrasiye meraklı Roma imparatorluğu, Aziz Valentin'in ölüm gününü de tarihe kaydetmiş. 14 Şubat 273. 15 Şubat tarihi de " Kurt Bayramı " na rastlıyor. Valentin'in ölümüyle bu festival arasında bir bağ kurulup, dini bir kisve giydirilerek bu gün kutlanmaya devam edilmis. Valentin'in ölüm günü, böylece Sevgililer Günü olmuş...
BU kadar sapık bir oluşum geleneğinden gelen bir "gün"ü kutlamak ne kadar doğrudur sorarım size. bu arada 15 şubat Sabetaycıların Şeker bayramıdır. Unutulmamalıdır ki aynı güne denk gelen kutsal günler tesadüften uzak mutlaka bir bağlantı vardır.(Alıntıdır)



Hal bu iken,töremizden,örfümüzden ve inançlarımızdan bi haber aynı dine bile mensup olmadığımız insanların kendi hayatlarında,kendi ülkelerinde ve kendi ideolojilerinde önemli gördükleri bir günü hayatımıza sindirmek,onu aynı onlar gibi yaşamak ne kadar doğrudur,tartışılır.Annem olsa 'işleri yok it taşlıyorlar' derdi ve aynen öyle. Amaç ne anlamış değilim.Zaten her gün sevişmiyor musunuz?Hediye almıyor musunuz yani ? Ne yani ne? Bırakın bu saçma sapan işleri yauğ..

5 Şubat 2011 Cumartesi

'Hasretinle Yandı Gönlüm' anısına!

Huzurunu huzursuzluğuna borçlu olduğun günlerin son demlerini yaşıyorsun belki de.. Keşkelerin arasında kaybolup kalmış bir çok şey gibi bu günlerin ardından da yaşayamadıkların için keşke diyeceğini bile bile inatla yaşıyorsun her şeyi . Gönlüne o hiç ulaşamadığın huzuru serpercesine bir keşke yada yine boğazına düğüm düğüm oturan o pişmanlığın ardından tek bir kelime dahi olsa adeta seni sana bile anlatamayan bir cümle edasında yarısını söyleyip yarısını çıkaramadığım bir keşke olacak bu .
Anlatmak istediklerin günün belli saatlerinde artık ezbere konuşan radyo programcısının sıradan cümleleri ve veda ederken günün anlam ve önemini belirtecek son sözleri yada takvim arkası yazıları gibi bilindik şeyler olsaydı eğer şuanda sadece beynin kalbin ve parmaklarının ucunda yalpalayıp duran o saçma bağı takip etmek zorunda kalmazdın.. En acısı ne biliyor musun ? Seçimin ne olursa olsun , her zaman keşke demeye mahkumsun ..
25 Mayıs 2010