SEVGİLİLER GÜNÜ Hakkında değişik yorum ve tanımlamaların yapıldığı bu günle ilgili bir görüş bakın söyle: St. Valentine Aşıklar Günü, İsa'dan önce 4.yüzyıl Roması'nda kutlanan, Çobanların Tanrısı " Faurus Lupercus" şenliğine, başka bir deyişle " Kurt Bayramı'na salıyor köklerini. Her 15 Şubat'ta genç Romalılar, içinde Tanrı Kurt'un yaşadığı varsayılan bir mağranın önünde toplanıyorlar. Ortada bir küp duruyor. İçinde kız adları yazılı minik levhalar. Bir lotaryo bu . Delikanlılardan yanlızca biri, belki de o savaş yılının en kahraman olanı, yüreği çarparak rastgele bir kızın adını çekiyor. Bu yöntemle kurulan özel çift, ertesi yılki 15 Şubat çekilişine dek, akıllarından geçen her cinsel fantaziyi yaşamak ve uygulamakla serbest bırakılıyor, toplamın onayı alınmış olunuyor, yani yasal olarak özgür kılınıyordu. Romalı gençler, I.S. 500'lü yıllara değin, bu 2000 yıllık geleneği aşk ve şevk ile sürdürdüler. Ama Çoban Tanrısı " Faunus Lupercus " şenliği, dini bütün Hristiyanların canına tak etmişti. Roma Kilisesi sorumluları aradı ve din şehidini bu konuya kurban seçti. Roma İmparatoru II. Claudius döneminde yaşanmış, papaz Valentin bu duruma en uygun aday seçilmişti. İmparator Cladius Gothicus'un gazabından Hristiyanları kurtarmış, ama kendisini feda etmis ve bu papazın kafasını kesmiş. Aradan uzun bir zaman geçtikten sonra Vatikan, Valentin'e " aziz " ünvanı vermiş. Roma kapılarının biri de zamanla onun adıyla anılır olmuş. Burokrasiye meraklı Roma imparatorluğu, Aziz Valentin'in ölüm gününü de tarihe kaydetmiş. 14 Şubat 273. 15 Şubat tarihi de " Kurt Bayramı " na rastlıyor. Valentin'in ölümüyle bu festival arasında bir bağ kurulup, dini bir kisve giydirilerek bu gün kutlanmaya devam edilmis. Valentin'in ölüm günü, böylece Sevgililer Günü olmuş...
BU kadar sapık bir oluşum geleneğinden gelen bir "gün"ü kutlamak ne kadar doğrudur sorarım size. bu arada 15 şubat Sabetaycıların Şeker bayramıdır. Unutulmamalıdır ki aynı güne denk gelen kutsal günler tesadüften uzak mutlaka bir bağlantı vardır.(Alıntıdır)
Hal bu iken,töremizden,örfümüzden ve inançlarımızdan bi haber aynı dine bile mensup olmadığımız insanların kendi hayatlarında,kendi ülkelerinde ve kendi ideolojilerinde önemli gördükleri bir günü hayatımıza sindirmek,onu aynı onlar gibi yaşamak ne kadar doğrudur,tartışılır.Annem olsa 'işleri yok it taşlıyorlar' derdi ve aynen öyle. Amaç ne anlamış değilim.Zaten her gün sevişmiyor musunuz?Hediye almıyor musunuz yani ? Ne yani ne? Bırakın bu saçma sapan işleri yauğ..
7 Şubat 2011 Pazartesi
5 Şubat 2011 Cumartesi
'Hasretinle Yandı Gönlüm' anısına!
Huzurunu huzursuzluğuna borçlu olduğun günlerin son demlerini yaşıyorsun belki de.. Keşkelerin arasında kaybolup kalmış bir çok şey gibi bu günlerin ardından da yaşayamadıkların için keşke diyeceğini bile bile inatla yaşıyorsun her şeyi . Gönlüne o hiç ulaşamadığın huzuru serpercesine bir keşke yada yine boğazına düğüm düğüm oturan o pişmanlığın ardından tek bir kelime dahi olsa adeta seni sana bile anlatamayan bir cümle edasında yarısını söyleyip yarısını çıkaramadığım bir keşke olacak bu .
Anlatmak istediklerin günün belli saatlerinde artık ezbere konuşan radyo programcısının sıradan cümleleri ve veda ederken günün anlam ve önemini belirtecek son sözleri yada takvim arkası yazıları gibi bilindik şeyler olsaydı eğer şuanda sadece beynin kalbin ve parmaklarının ucunda yalpalayıp duran o saçma bağı takip etmek zorunda kalmazdın.. En acısı ne biliyor musun ? Seçimin ne olursa olsun , her zaman keşke demeye mahkumsun ..
25 Mayıs 2010
Kronik Diş Yoklaması
Kronik diş ağrısı olur mu? Delisin kızım,olmaz mı.. Tam 1 senedir biyoloji fizyoloji kimya ruhsal durumlar filan, tüm bunların son durumları ile harmanlanmış bir bütünün kafamda yarattığı gel-gitlerin oluşumundan sonra periyodik olarak her ayın 3 günü mukavim bedenime adeta manevi bir ballismus uygularcasına ani iniş yapan hissiyata kronik diş ağrısı diyoruz.Şaka be ben diyorum.Yine acıdı dün aklıma malum gün geldi!
Memleketimin leş hastanelerinden birindeyim 3 ay kadar önce.Acil'e acil giriş yapmışım kalp ve diş ağrısından.Hayır canım aa? Bu sefer gönül işleri değil.Bildiğin kalbim ağrıyor,maddesi.Ağrı ne yahu,hafif kaldı birileri birşeyler sokuyor.'Üşütmüşsün üşütmüşsün,geçer yavrum bu yaşta ne kalbi?,Derya iş çıkarma otur bi'Heyt yavrum be,alakasa gel sen..Kalp diyorum leenn? Hafif dişimde ağrıyınca cahil beynimde bir bağlantı kurmaya çalışıyorum bir alakası olabilir mi..Normalde hastane filan işim olmaz,yatarım geçer geçer derim çiftehanın kiraz bahçelerine nazır,dalından henüz koparılmış yeşil fasülye gibi-misler gibi- kokan anacığım misali..Dayanamadım tabi,aldım sıramı filan geçtim muayene odalarından birine çektim perdesini.Ne gelen ne giden..Çok sıkıldım uzattım kafayı perdeden baktım şöyle bi kalp fenaa..Voltaya başladım koridorda bu sefer, çocuk sesimi yaşlı ığılamasımı bi dur bi yapma bi susss seslerimi ne ararsan.Stres kanımda geziyor.Giriş kapısına arkamı dönmüşüm ki işte o anda bir haykırışş. 'Çekiğğğğiiiğğiiğiğiğillllll' Hey Ya Rabbi..Ne bağırıyon lan öküzz' demeye kalmadı ; sedyede başından kurşun yemiş 50'lerinde bir dayım. Dayıdır onlar bilirsiniz,bakkal,ayakkabıcı,küçük esnaf olsun,sokakta gördüğümüz 50'li amcalar olsun 'dayı'dır.İntihar olduğunu iddia edenler oldu anlam veremedim.Anlam verecek durumda değilim ki!! O ses varya görüntüden daha çok mahvetti ağrıyan kalbimi zira koro halinde söylenen bir'çekiğiğilll' di o.
Sordum ukala görevliye,görevli dediğim kıçımın kenarı beyaz giyinmiş götten bacak elinde şırıngayla gezip duran,kendini artık ne profösörü sanıyosa.. Ha pardon çok özür diler affa sığınırım.Onlar başhekim yancısı mıydı? Yok lan bi dur kızım sende ne pis bi kalbin var.Hem ağrıyor hem pis.Erkekti bu. Baş hekim ibnedir belki ? Belki ona veriyodur ? Ben başka türlü açıklayamadım zira bu ukalalığın sebebiyetini..Usta dedim hey sen,evet evet sen dostum..Bırak o şırıngayı kaldır o lanet olası koca poponu ve bana cevap ver,'doktor ne zaman gelecek?' (Sadece doktor ne zaman gelecek dedim kibarca) Ne dedi biliyo musunuz?
'Siz nasıl insansınız ya?Orada adam kafasına sıkmış,siz burada 10 dk beklemeye üşeniyorsunuz,acil müdahale yapmaya gittiler bla bla bla' İşte pişmanlık oydu,pişmanlık kibarca soru sormuş olmamdı.Keşke dedim deseymişim aklımdaki halimle belki insan olurdu benim it gibi olduğumu görünce..
Kafa kısa devre yaptı benim,bujileri yaktı,su kaynattı,antifriz konmamış tüp gibi dondu kaldı gaz,şamandıra ayarlarımla oynadı adete ve akabinde elbette fren balatalarım aşındı..'Bak' dedim, 'bak aslanım'..
'Sana sadece insan gibi doktorun ne zaman geleceğini sordum,ben buradaki onlarca hasta gibi herhangi biriyim ve hiç bir şeyden haberim yok.Az önce götürülen hastanın durumu hakkında da bilgim yok,senin bana hakarete varan sözler söylemen,çocuğunu azarlar gibi ses tonunda oynama yapman ayıp.' Yumuşadı yumuşak tabi..O adam kafasına sıkmış bilmene bla bla derken doktor geldi.Bir kaç tetkik ve sonuçlar.. Metin ol dedi,metin ol..Yaşayacaksın..'Burada bir problem gözükmüyor ama kardiyolojiye gözük..' Diş içinde işte ilgili birimlere yönlendirme filan derken çıkışı ayrı bir olaydı zaten. Bir polis musallat oldu,yardımcı olalım ayağına.Amca dedim sağol sen ne iyisin yea.Tamam dedim bir daha ki kalp ağrıma söz dedim senin yanına gelicem.
Eve gittim,aldım anneyi babayı karşıma..'Ben bir eşşeklik ettim,affedebilecek misiniz?' Ne oldu kızım anlat ne varmış filan filan. 'Yok dedim asıl mevzu o değil biraz güncellenin artık valide hatun,peder bey' 'Siz haklıydınız,kalp ağrısı ne ya..Saçmalık hıhh! Hastane işi göt işi.' dedim ve işte o gün kronik diş ağrısı diye bir terim ekledim kendi sözlüğüme.Var mıymış ? Olmaz mı ? Hastaneye tövbe edersin,bilmem nerendeki bilmem nenin salgıladığı sıvının inceliği süper benzinin koyuluğu ile eşit olmak zorundayken,olmaz mesela sen yine gidip bir gözükmezsin.
Seviyorum lan dişimi,arada bir yoklayan bir o var zaten? Onu da çekerlerse kim yoklayacak?
4 Şubat 2011 Cuma
Yemin Bozuyorum Her Pazartesi
Koca eşşek yaşına geldim aklım hala almıyor çeşidi ne olursa olsun şu ikili ilişkileri.Daha zaten 1 adet uyumlu çift görmüş değilim.Anne-Baba,Anne Kız,Baba Oğul.Arkadaş ya da -Hatun Hatun,Hatun Erkek,Hatun İbne,İbne Erkek- Bakın;imzamı atarım,kalıbımı basarım yeryüzünde henüz beklentisiz iş yapan adam yoktur!O kadar abi,herkes bir şeyler bekler.Az veya çok,çıkarlar doğrultunda ilerler ilişkiler ve hep buna endekslidir iniş çıkışlar.Fedakarlık yapmak gerek bazı durumlarda tamam ama neden ben?Neden o yada neden diğeri? Neden hep tek taraf yapar da diğer taraf el belinde onu pis pis gülerek izler? Ya da hadi sen fedakarlık yapan tarafsın diyelim,bunu neden yapıyorsun?Amacın ne?Mal mısın olum bırak o yapsın,bekle..
Ne diyorum lan ben.. İnsanlarla olan ilişkilerimde hiç bir şey beklemedim hiç bir zaman.Herkes bunu iddia eder değil mi? Ama hiç kimsenin hiç bir şeyden vazgeçtiğini göremezsiniz. 'Hiç kimseden hiç bir şey beklemiyorum yauuuğ' der; hatunu ölümüne kovalar,götünden ayrılmaz.Alacağını alır,tekmeyi basar. Hatun için,'Aşk yüreğimden aşağı doğru sızan hislerin bilmem neresindeki bilmem ney'Pardon da bacım o sızan şey çok başka bir şey hepimiz biliyoruz..Parasını yer anasının kuzusu çocukların,o salakta yok demez ha,götünü istese verir o derece.E sindirmiş adam 'kadınım' ..Hassiktir..
Sen fedakarlık yaptığın müddet ezilmeye mahkum olacaksın çocuk.Sen insanların seni yemek için sana yanaştığını düşündükçe de ezik kalacaksın çocuk.Oran orantının insan ilişkilerinde daha önemli bir yerinin olduğunu düşünüp duracaksın ama hiç bir zaman 'aynı cins ve aynı birimden' olan çoklukları birbirine oranlayamayacaksın.Dolayısı ile sonuç olarak hiç bir zaman eline eşit bir orantı kalmayacak.
Biraz aforizmanın çarkına çomak sokmak olacak ama bu işler böyle..
Ne diyorum lan ben.. İnsanlarla olan ilişkilerimde hiç bir şey beklemedim hiç bir zaman.Herkes bunu iddia eder değil mi? Ama hiç kimsenin hiç bir şeyden vazgeçtiğini göremezsiniz. 'Hiç kimseden hiç bir şey beklemiyorum yauuuğ' der; hatunu ölümüne kovalar,götünden ayrılmaz.Alacağını alır,tekmeyi basar. Hatun için,'Aşk yüreğimden aşağı doğru sızan hislerin bilmem neresindeki bilmem ney'Pardon da bacım o sızan şey çok başka bir şey hepimiz biliyoruz..Parasını yer anasının kuzusu çocukların,o salakta yok demez ha,götünü istese verir o derece.E sindirmiş adam 'kadınım' ..Hassiktir..
Sen fedakarlık yaptığın müddet ezilmeye mahkum olacaksın çocuk.Sen insanların seni yemek için sana yanaştığını düşündükçe de ezik kalacaksın çocuk.Oran orantının insan ilişkilerinde daha önemli bir yerinin olduğunu düşünüp duracaksın ama hiç bir zaman 'aynı cins ve aynı birimden' olan çoklukları birbirine oranlayamayacaksın.Dolayısı ile sonuç olarak hiç bir zaman eline eşit bir orantı kalmayacak.
Biraz aforizmanın çarkına çomak sokmak olacak ama bu işler böyle..
Oportünist Herif Hıncal..
Her Doğru Her Yerde..Hay Sıçayım Böyle Doğruya!
Dönemin çalışma bakanı Ömer Dinçer'in sıçması kafi değilmiş gibi sıvadığı dönemden de hatırlayacağız bu 'her şey her yerde söylenmez' mantalitesini.
Bu gibi denyoların koltuklarına ya da kendilerince önemli gördükleri,ön planda tutulmaya çalışılan kişiliksiz kimliklerinden kaynaklı bir özgüven ile söylenmiş,söylediği anda kendinin bile mantık aramaya zahmet etmeyeceği akabinde bir bomba etkisi yaratan söylemlerin arkasında değilim elbette ancak bir gerçek var ki toplumun -kimse kabul etmese bile- analarımız babalarımız bile -bugün dahi- ölümüne adapte oldukları örflere göre düşünüp hareket etmesi.
'Güzel ölüm' En başta yuha lan diyor insan,güzel ölüm mü olurmuş? Ölüm soğuk,ölüm kötü,ölüm berbat,tasavvur edilemeyecek kadar zor.Hislerin en kötüsü,yaşanabilecek en acı şey yakınını yitiren için.
Şu da var ama; seçme şansımız olsaydı emin olalım ki hepimiz sıcak yatağımızda isterdik hiç vermeyeceğimizi sandığımız o son nefesimizi zira kimse yanarak,boğularak bilare işkence aletleri ile demir taraklarla etlerimiz taranarak,yağlı kazığa oturtularak ve ya fobimdir kendileri bir trafik kazasında 130'la gelen bir kamyonun çarpmışlığı ile dümdüz olarak can vermek istemeyiz.Bu durumda güzel ölüm varmıymış?Bence var.Güzel ölmek bence yanmamak,güzel ölmek bence can çekişmeden ölmek.O son nefesi içimden söke söke almamasıdır ölüm meleğinin güzel ölmek..
Mantıksızlık,milyonlarca insanın önünde anlaşılmayı bekleyerek 'güzel öldüler' demekte.Ha öküz,desene 'bir tahrip yok vucütlarında,acı çekmediler,bilmem ne olmadı..' Her doğru her şekilde söylenmez..
Her insan korkar ölümden ama benim ki biraz abardı bu günlerde,korku filmi sahnelerine döndü sabah uyanışlarımın ertesi.Yüzüme bir kaç kez soğuk su çarptıktan sonra aynaya bakmaktan alıkoyamıyorum kendimi.Ölümün arkamda kol gezdiğini düşünüyorum ve görmekten korkuyorum aynadaki yansımasını.. He şimdi bir de Hıncal var.Her doğru her yerde söylenmez,her doğru her zaman söylenmez.Şu 'empati' dediği şeyi düşündüm bir kadın olarak.Erkek gibi bir kadın olarak düşünemedim,inanılmaz ağırıma gitti düşüncesi bile.
Evet,hepimiz şoklardan şok beğendik,yakıştıramadık ölümü ama yakışmayan ölme biçimiydi demek gelmiyor içimden.Beni,seni,bir başkasını ilgilendirmez kimin ne yaşadığı.Düşünürsün tamam ; ki o kadar eminim ki şimdi piyasada Hıncal'a küfür etmeyi farz bilmiş adamların içinden bir nebze bile olsa 'düşünüyorumda benim hatun böyle ölse ben ne yapardım yea' dediklerini..Zor..Hele evli,hele çocuğu var..Şimdi değil di belki,belki biraz daha sonraları olabilirdi bu düşünceleri dışa vurum zamanı.Zaten her ölenin ardından böyle 2 ileri 1 geri konuşmalar yapmak vacip düştü bizim ümmete.Her 'doğru' .. Gerçeklerin acı olduğunun tescilini bir kez daha pespaye bir şekilde,zamansız,hadsiz bir şekilde dile getirmiş oportünist herif.
Dönemin çalışma bakanı Ömer Dinçer'in sıçması kafi değilmiş gibi sıvadığı dönemden de hatırlayacağız bu 'her şey her yerde söylenmez' mantalitesini.
Bu gibi denyoların koltuklarına ya da kendilerince önemli gördükleri,ön planda tutulmaya çalışılan kişiliksiz kimliklerinden kaynaklı bir özgüven ile söylenmiş,söylediği anda kendinin bile mantık aramaya zahmet etmeyeceği akabinde bir bomba etkisi yaratan söylemlerin arkasında değilim elbette ancak bir gerçek var ki toplumun -kimse kabul etmese bile- analarımız babalarımız bile -bugün dahi- ölümüne adapte oldukları örflere göre düşünüp hareket etmesi.
'Güzel ölüm' En başta yuha lan diyor insan,güzel ölüm mü olurmuş? Ölüm soğuk,ölüm kötü,ölüm berbat,tasavvur edilemeyecek kadar zor.Hislerin en kötüsü,yaşanabilecek en acı şey yakınını yitiren için.
Şu da var ama; seçme şansımız olsaydı emin olalım ki hepimiz sıcak yatağımızda isterdik hiç vermeyeceğimizi sandığımız o son nefesimizi zira kimse yanarak,boğularak bilare işkence aletleri ile demir taraklarla etlerimiz taranarak,yağlı kazığa oturtularak ve ya fobimdir kendileri bir trafik kazasında 130'la gelen bir kamyonun çarpmışlığı ile dümdüz olarak can vermek istemeyiz.Bu durumda güzel ölüm varmıymış?Bence var.Güzel ölmek bence yanmamak,güzel ölmek bence can çekişmeden ölmek.O son nefesi içimden söke söke almamasıdır ölüm meleğinin güzel ölmek..
Mantıksızlık,milyonlarca insanın önünde anlaşılmayı bekleyerek 'güzel öldüler' demekte.Ha öküz,desene 'bir tahrip yok vucütlarında,acı çekmediler,bilmem ne olmadı..' Her doğru her şekilde söylenmez..
Her insan korkar ölümden ama benim ki biraz abardı bu günlerde,korku filmi sahnelerine döndü sabah uyanışlarımın ertesi.Yüzüme bir kaç kez soğuk su çarptıktan sonra aynaya bakmaktan alıkoyamıyorum kendimi.Ölümün arkamda kol gezdiğini düşünüyorum ve görmekten korkuyorum aynadaki yansımasını.. He şimdi bir de Hıncal var.Her doğru her yerde söylenmez,her doğru her zaman söylenmez.Şu 'empati' dediği şeyi düşündüm bir kadın olarak.Erkek gibi bir kadın olarak düşünemedim,inanılmaz ağırıma gitti düşüncesi bile.
Evet,hepimiz şoklardan şok beğendik,yakıştıramadık ölümü ama yakışmayan ölme biçimiydi demek gelmiyor içimden.Beni,seni,bir başkasını ilgilendirmez kimin ne yaşadığı.Düşünürsün tamam ; ki o kadar eminim ki şimdi piyasada Hıncal'a küfür etmeyi farz bilmiş adamların içinden bir nebze bile olsa 'düşünüyorumda benim hatun böyle ölse ben ne yapardım yea' dediklerini..Zor..Hele evli,hele çocuğu var..Şimdi değil di belki,belki biraz daha sonraları olabilirdi bu düşünceleri dışa vurum zamanı.Zaten her ölenin ardından böyle 2 ileri 1 geri konuşmalar yapmak vacip düştü bizim ümmete.Her 'doğru' .. Gerçeklerin acı olduğunun tescilini bir kez daha pespaye bir şekilde,zamansız,hadsiz bir şekilde dile getirmiş oportünist herif.
31 Ocak 2011 Pazartesi
Özetlemek Gerekirse..
Gidişleri anlamsız kılan bir gerçek gecesinin bir kaç saatini yaşamak.. Karmakarışık geçen günlerin ayağıma takılıp kalan puslu tortularından ziyade,çabalanası hayatın kenarında -yetişebilmek maksatlı belki-
parmakları ucunda moraranadek dikilip durmak gecelerce günlerce ve ardından her tecrübe ile ayakları yere sağlam basmak..
Toplasan 72 saat bile hiç durmadan gülemediğimiz,gülmeye neden bile bulamadığımız bu tek gerçeği ölüm olan mekanda amaçlar saşmış olsa ve bunun farkında olarak alsanda her nefesini ölüme inat şu gecede; 'asıl huzuru silip atmaya çalıştığım günlerde yaşamışım ben' dememek için deliler gibi yalvarmak..
Yeni bir şeyler arama isteği sıkılınan hayattan kurtulma çabasıyla gelen bir istek mi,yoksa azalan hatta bitip tükenmeye yüz tutan değerlerin yok oluş aşamasının akabinde gelen bir değişim evresimi diye sorup kendine,sigaranın dibine vurmak..
Ne dünya telaşı,ne gelecek kaygısı,ne verilen emanetlerden kopma korkusu duymak,hiç birşeyden yorulmamak ama salağa yatmaktan sıkılmak,bıkmak,tükenmek,tiksinmek..
Yeryüzünün her metrekaresinde,yaratıcının ezelden ebede yaratıp yaratacağı her saniyede,vereceği herşeye amenna deyip vazgeçilmezlerden bile vazgeçipte diyet olarak sadece vefa istemek..
Anlamsız gibi görünen hayatımın,kimsenin göremediği afillilleriyle mutlu olmak..
Ben hayatımın gerçekleri ile göz göze gelerek açıyorum gözümü her güne..
Diyeceklerim bundan sonrada bundan ibaret..Bu kadar..
parmakları ucunda moraranadek dikilip durmak gecelerce günlerce ve ardından her tecrübe ile ayakları yere sağlam basmak..
Toplasan 72 saat bile hiç durmadan gülemediğimiz,gülmeye neden bile bulamadığımız bu tek gerçeği ölüm olan mekanda amaçlar saşmış olsa ve bunun farkında olarak alsanda her nefesini ölüme inat şu gecede; 'asıl huzuru silip atmaya çalıştığım günlerde yaşamışım ben' dememek için deliler gibi yalvarmak..
Yeni bir şeyler arama isteği sıkılınan hayattan kurtulma çabasıyla gelen bir istek mi,yoksa azalan hatta bitip tükenmeye yüz tutan değerlerin yok oluş aşamasının akabinde gelen bir değişim evresimi diye sorup kendine,sigaranın dibine vurmak..
Ne dünya telaşı,ne gelecek kaygısı,ne verilen emanetlerden kopma korkusu duymak,hiç birşeyden yorulmamak ama salağa yatmaktan sıkılmak,bıkmak,tükenmek,tiksinmek..
Yeryüzünün her metrekaresinde,yaratıcının ezelden ebede yaratıp yaratacağı her saniyede,vereceği herşeye amenna deyip vazgeçilmezlerden bile vazgeçipte diyet olarak sadece vefa istemek..
Anlamsız gibi görünen hayatımın,kimsenin göremediği afillilleriyle mutlu olmak..
Ben hayatımın gerçekleri ile göz göze gelerek açıyorum gözümü her güne..
Diyeceklerim bundan sonrada bundan ibaret..Bu kadar..
24 Kasım 2010 Çarşamba
Düşün('me')senize !
Düşünsenize ; senelerce ,aylarca ,günlerce ,her an,sürekli, hiç geçmeden inancınız eksilmeden birşeylere inanıyorsunuz,o kada inanıyorsunuz ki başka doğru ya da o işin aksi olabileceği ihtimallerini bertaraf ediyorsunuz.Sonra o malum deyimle 'dünya tersine dönüyor' aklınız kalbiniz kabul etmesede bir şeyler sarpa sarıyor ve hatta kazık yediğinizi düşünüyorsunuz.. İnandıklarınız birden, hiç beklemediğiniz anda pff diyor ve o büyük inanç yerine koca bir yalana teslim ediyor..
Yeni bir süreç,değişiklik insana hep sancılı zamanlar yaşatır.İnsan zaten bundan üzülür.. Varlığını alıştıklarınız gider hayatınızdan ,insan ya da bir başka şey .. Hayatınız değişir ve yeni bir boklar olur işte..Ve siz yeni sürece alışana kadar canınız yanar,acırsınız ,alışmaya çalışırsınız,belki bocalar,belki saçmalarsınız.En önemli şey dirayetli olmaktır,bildiklerinle hareket etmektir.Emin olduğun yolu tercih etmektir..Gurur yaparsın,kinlenirsin,düşünürsün olur olmaz ,kurgularsın paranoyalara bırakır bir zaman sonra düşünceler yerini.. Kazık yediğin hissi varsa yer eder içinde silip atmaya çalışırsın..Ama,geçer,geçer,geçer,geç..
12 Kasım 2010 23.36
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

