20 Kasım 2011 Pazar

İnsanları siktir edeli çok olduda hayata bile güvenmemek gerektiğini anlayan bi insan için "hayatın sadece güvenle daha mutlu yaşanacağını" anlamış bi insan olmak ne kadar zor; farkettiniz mi ?
Kendin olamıyorsun bi' kere.. Herhangi birşeyler senin sen olmanı engelliyor,bir başka hale bürünmen için sana savaş açıyor resmen. Kim değişmeli,neyi değiştirmeli,neyi hayatından çıkarmak zorundasın ve kapılarını kime açmalısın bu bile tam bir muamma. Hiçlikle olmuyor; bir hiç olarak hiç birşeyi ve hiç kimseyi kendine dahil etmemek gibi bir şansında yok işin kötüsü.
Varlığımı beni bana veren,yada bana beni veren Allah'a armağan! etmeye çalışmamı bile engelliyor birşeyler.Kimler? 5 para etmez ve şuan bile hala vaktimi çalan bi kaç değişik şey,olay,insan.
Kendimi anlatma çabalarım,kanıtlamaya çalıştıklarım,inandırmak için direnmelerim için çok pişmanım.Bana bunca zaman kim birşeyleri inandırmak için didindi ki ? Herkes gerçekten,gerçek sandığı yolda dimdik ve kararlı adım adım ilerliyorken,benim gerçekten gerçeği bulmuşken o gerçekten bile bile isteye isteye ve futursuz adım adım gerilemem çok acı.Hiç kimse bilmiyor göremiyor ve farkedemiyor ama inandığımız şeylerin bayrağını dalgalandırmak adına çok acımasız ezip geçiyoruz insanları. Değse bari..
Hani sevgim çok değerliydi diyorum bazen. İnsanın sevgisinin bile değersiz hale gelmiş olması daha beter.
Her gidenin ardından derin düşüncelere dalıp dalıp "ben nerede yanlış yaptım" demek yıkıcı. İnandıklarımı almasınlar benden,paramı alsınlar,kişiliğimi karakterimi alsınlar,canıma kastetsinler,mutluluğumu alsınlar ama bunu inancımı çalarak yapmasınlar.İnandıklarım,kararlılıkla inandıklarım beni yeryüzünde mutlu edebilen tek şey.Herşeyin cevabı bir bir aklımda bağırıyorken bildiğim cevapları susmak da kötü.
Milyonlarca insandan sadece bir tanesi olarak,hiç kimsenin umrunda olmayışımın umurumda olmayışı bu gece için kötü..
Marifet hataların kıyısından dönmek değil,hata ile göz göze bile gelmemekmiş.Hata gözüme pis pis sırıtırken alıp onu koynuma bile bile sokmam kötü.
Acımamı kaybediyor olmam kötü.Ağlayamıyor olmam kötü.
Beni benden alabilen şeylerin bir başkası için sadece merak konulu bi dedikodu olması kötü.
İnsanı insan yapan değerlerin toprağın altındakilerle gitmiş olması kötü."yerini hatırlamak" deyişi çok kötü..
Ölene kadar zaten sahte olan gülüşlerinin bile yarım yamalak olacağını bilmek çok kötü.
İnsan olmak çok kötü.İntiharın bedelinin cehennem olması en kötüsü hele.
Benim bu dünyada işim ne? En güzel duam ; En kısa zamanda,yüreğimin biraz temiz olduğu bi anda müslüman olarak bu dünyadan çekip gitmek.Zaten gideceksek,gerçekten uzatmanın anlamı yok.
Duymuyor mu?Kesinlikle duyuyor;o zaman duama karşılık verecek.

29 Ekim 2011 Cumartesi

Azcık rengimizi belli etsek ' bu yobaz kaçın!' derler. Kim,nerede,ne zaman,kime göre neye göre neden yobaz?
'Geri kafalı' durumları tabi ki söz konusu olabilir ama bunu sadece müslümanlara isnad etmek nereden icab etmiş derinlere inmek gerek aslında.. Aslında herşey çok yüzeysel,benim gözümde yani. Çok basit.  İki kere bilmem kaçın cevabını ezberden verebilmek kadar açık herşey. Bir yahudi efendime söylicem bir hristiyan müslüman olduğunda piyasada 'islam evrensel bir din,aman efem ne güzel bir din,her tip insana kollarını açan bir din' nidaları diyarları sarsada,bir bedeviye müslümanlığı yakıştıramayan,araplara bakıp bakıp islamdan adeta tiksinen yine bizim belediye çöplüğünden farkı olmayan cahil toplumumuz. Görüyoruz ki yobazlık,taassup ve geri kafalılık  sadece biz şeriatçılara has bir durum değil.
Yıllardır okumaya çalıştığımız kitaplarda insanlar çarşaf çarşaf  'Allah'ın birliğini ve hakimiyetin yalnızca ona ait olduğunu ifade eden sözlerden hoşlanmamak şehadeti bozar' ve 'kuran sünnet ve müslümanlarla alay etmek imanı tehlikeye sokar'  diye Emr-i bil maruf nehy-i anil münker yapmaya çalışsalarda,bu herkes tarafından gizlenmiş,hakkı söylemeye herkes korkmuştur. Değil mi ama? Din diyosun,yani ne bileyim böyle affedecek Allahtır tabi ki ,biz hırsızlıktan ve hakka girmekten korkan insanlar olarak cenneti almamız muhtemel.Hem öyle neymiş ya bişey söylüyosun kafir oluyorsun,böyle din mi olur!
İşine geliyorsa demez İslam, der ki 'La ikrahe fiddin' Dinde zorlama yoktur. 'La ikrahe fiddini gad tebeyyenar rustuminelgay femeyyekfur' Dinde zorlama yoktur AMA hak ile batıl birbirinden ayrılmıştır.
Hududun kavram manasını bilen insan çok daha net anlayabilir hak ile batıl arasındaki çizgiyi.
'İman ve itikad arası yapılan hiç bir amel kabul değildir' derken yazarımız kuranda 'namazı boşa çıkanlar ayetinin özünü vermek istemiş sanki. Günah çıkarmaya giden bir insanın bazı günlerde de namaz kılmayı tercih etmesinden farklı bir durum değil şimdiki laiklik-müslümanlık-cumhuriyetçilik-cartçılık-curtçuluk çatışması.
Alabildiğine yobazım bugün. Anlam arıyorken kendimi çok mutsuz hissediyorum ben.Nedir bu minnet diyorum nedir? Ülkeyi kurtardılar :( 
Facebookta ' Türkiye sadece atatürkü Allah'a geri kalan herşeyi atatürke borçludur' diye grup açan yobazlar gördüm ben. İnsan olmak çok zor değil aslında,tek gecelik tohumdan ürün almak zor değil,verim almak önemli.Bir yaratılmış olarak,her işimde kendi kendime nacizane Allah'a yakaran bi insan olarak,canımı verenin o olduğunun bilincinde bir insan olarak,akşam yemeğimi bana onun yolladığını bilen bi insan olarak,şayet isterse beni kör yaratabilecekken bana göz veren,düşünebilmem için kafa beyin veren,beni istediği an öldürebilecek,tek bir ol demesi ile kıyemeti koparabilecek,toprağın altınada hükmedebilecek üstünede hükmedebilecek bir yaratıcı varken gidip bir insana bu kadar minnet bu kadar eziklik bu kadar göklere çıkarma putlaştırma nedir anlamıyorum.Çok teşekkür edesiniz varsa,arada bi sizi yaratana şükredin.
Çağa ayak uydurmak kimseyi modern yapmaz.Asıl yobaz ölmüş gitmiş aciz bi insanı bu kadar yüceleştirmek.Özgürlük adı altında ona buna köle olan her zihniyet yobazdır.Ben beni başı boş bırakmayıp her işimde mutlaka yardımını gördüğüm Rabbimi her sözümde yüceltirim.Yobazım,mutluyum.Stop.

25 Ekim 2011 Salı

‎" Din kelimesini, Allah'la kulun vicdanı arasında olan veya sırf ibadetlerden oluşan veyahut aile hukukunu kapsayan; buna karşılık hayatın diğer olaylarını kapsamayan, hayatın gerçeklerine hakim olmayan, kişileri hayatlarında serbest bırakan, onlara düşüncelerinde, tasarılarında, şuurlarında, ahlaklarında, faaliyetlerinde ve sosyal ilişkilerinde yön vermeyen ilahi bir din anlamında anlamaya hiç kimsenin hakkı yoktur.

Hayır, yalnız ahiret nizamı olan, dünya işlerini düzenlemeyi başka bir dine terketmiş, Allah tarafından gönderilmiş hiçbir ilahi din yoktur! "

‎"İslam dini, bu hayatın Allah'ın razı olacağı bir eksen etrafında ebediyyen dönmeye devam etmesi, beşer hayatının Allah'ın rızasına uygun bir çerçeve içinde kalması için ve bu hayatın, Allah'ın insana verdiği (Allah'tan başkasına kul olmamak) üstün değer ve sıfatıyla donanması için gönderilmiştir."
‎"İslâmî hareketlerin karşı karşıya kaldığı en büyük zorluk, bir taraftan Lâ ilâhe illaAllah ve İslâm'ın anlamlarını, diğer taraftan da şirkin ve cahiliyenin anlamlarını kuşatan bulanıklık, kapalılık, örtülülük ve karmaşadır.

İşte Allah'tan gelen hareketin düşmanları bu gediği çok iyi bildiklerinden bütün güçleriyle bu gediği alabildiğine genişletmek, bulandırmak, karıştırmak, karışıklığı daha bir artırmak için çalışırlar."

‎"Din, insanoğlunun yeryüzündeki bütün faaliyetlerine hakim bir hayat sistemidir. Bunun aksi de doğrudur. Yani her hayat sistemi bir dindir."



[Seyyid Kutub' / İstikbal İslamındır]

23 Ekim 2011 Pazar

Siz kendinizi çok iyi yetiştirmiş olabilirsiniz.Erken yaşta,zamanı gelince yada geç bile olsa hayatın sorumluluklardan ibaret olduğuna bütün inancınızla inanırsınız ve öğrenmeniz gereken bir çok şeyi öğrenirsiniz.Öğrendiğiniz bir çok şeyle beraber bir şey daha öğrenirsiniz ki 'öğrendiğinize kanaat getirmeyen bir anneniz olduğunu kabul etmemek için inat etmek'
Anneler dünyanın en ilginç varlıkları artık annemden sonra.O ilk defa bu sene benim annem olmuş gibi sanki..7 yıllık uzun bir ayrılığın akabinde yüzünü unutmaya yüz tuttuğum günler 'anam anam garip anam' dinlemişliğimde ağlamışlığım bile oldu yemin ederim.Tam 4 yıllık bir anne oalrak annemi çok daha iyi anlıyor olmam gerektiği düşüncesi hafif hafif kanıma işliyor derken annem yine her seferinde bir 'annelik' yapıyor..
Teknolojik bir anne bir kaç yıl önce uzaklıktan ötürü tercihti.Bahsettiğim 'yüzünü unutma günlerimde' gül yüzünü bir kaç dakika görebilmek adına kamera fikrini empoze eden o olunca,'bundan daha iyi fikirler çıkar yeaa;)' fikrine kandığım bile oldu hatta.Sabahın köründe facebook'a 'yine boktan bir sabaha uyandım' iletimin adına 'şükret kızım şükret' yorumunu yapıp uykumu kaçırana kadardı bu 'ohh annem çok çağdaş ;)' mutluluğu..
Evet..Epey anne benim annem. Benden bile anne.O tam 28 yıllık anne.
Herşeyin iyisini biliriz hastalığına yakalanmış annelerden en kötüsü.Mesela normal seviyesinde anne olanlar bulaşık yıkıyan evlatlarına teşekkür edip güzel bir tebessümle odalarına yollar diye düşünüyorum evlatceğizlerini ama benim annem tam bir anne olunca mutfağı ben çıktıktan sonra kolaçan edenlerden.Tezgahın üzerinde bulaşık sonrası gördüğü bir damla sudan 'bu ne!!!' çılgınlığı ile adeta sorun çıkarabilecek bir anne.Tam bir anne :)
Tam 35 yıl bekar hali ile anne baba evinde yaşamış bir insan olabilirsin.Ancak sanki onları 'satmışcasına' 1 yıl evli kalıp geri onların yanına dönersen sen bitişe epey yaklaşmışsın demektir.Döndüğün evin hakimiyeti artık annenindir.Onun çizgilerinin yerlerini değiştirmeyi mantıklı görüp ütülediği eteği giymek,onun bardakları koyduğu yerden bardak almak zorundasındır ve hatta elbise dolabın bile sadece bir gün içinde yer değiştirmiş olabilir.Elbise dolabının yer değiştirmiş olmasından daha vahim olan şey ise,içindeki düzenin bile değişmiş olmasıdır.O ev artık 'ikinizin' değil annenizin cumhuriyetidir..
Bu akşamki bulaşıkları yıkamaya talip olursun,samimiyetle karşılanırsın 'ohh iyi olur kızım ya' sedaları ile. Ancak o bulaşık bitene kadar hayatın boyunca hiç bulaşık yıkamamışsın ve hatta sanki kaynana testine tabi tutulurmuşcasına muamele görürsün.Anneler daha temiz bulaşık yıkar.Oysa bende anneyim!?
Anneler her zaman doğruyu bilen,acı çekmiş,bizler için babalarımıza sabretmiş insanlar olarak elleri öpülesi varlıklardır.
Anneler hasta olduğunuzada inanmazlar mesela.Sen evlatsan hasta olmaya hakkın yoktur.Bir çirkef edasında 'sen ne acımasız bi annesin ya:(' diye haykırırken eminim bir çoğumuzun aklına gelmez bile aslında 'kötü olmayı bize yakıştıramadıklarını'..
Ve mesela bir anneniz varsa hani o bulaşık sonrası tezgah üzerinde kalan bir damla suyu unutup sizin boyunuz kadar yıkadığınız bulaşıkların altında 'zaten benimde ellerim sabunlu ama' mantığına sığınarak ellerini yıkayabilir ve bundan zerre pişmanlık duymaz..
Anneniz varsa temizlemeye üşendiği koltukların altlarını her gün 'kız evladı' olarak  üşenmeden silseniz 'takık' olabilirsiniz..Anne işte..
Tüm bu çılgınlıklarına rağmen,saatlerce feysbukta okey oynayan, iletilerimi okuyup telefonla arayıp 'hahaha derya çok fenasın sil onu' diyebilen,hasta olduğuma inanmasada ilaçlarımı elleri ile getiren,boyum kadar yıkadığım bulaşıkların altında ellerini yıkayıp içime sinmediğini görünce bir daha ben mutfaktayken mutfağa girmeyeceğine dair söz veren bir annemin olduğunun ne demek olduğunu 'öğrenmek'..hissetmek..
Dünyanın en güzel şeylerinden birini daha buldum 'anne olmak' dışında.. Dünyanın en güzel diğer şeyi bir anne sahibi olmak.

16 Ekim 2011 Pazar

Şura 21

Diyanet Vakfı
ŞÛRA 21. Yoksa onların, Allah’ın izin vermediği bir dini getiren ortakları mı var? Eğer erteleme sözü olmasaydı, derhal aralarında hüküm verilirdi. Şüphesiz zalimlere can yakıcı bir azap vardır.
Yaşar Nuri Öztürk
ŞÛRA 21.Yoksa onların, dinden, Allah’ın izin vermediği şeyi kendileri için yasalaştıran ortaklar mı var? Kesin ayrıma ilişkin söz olmasaydı, aralarında hüküm mutlaka verilirdi. O zalimler var ya, onlar için acıklı bir azap vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır
Yoksa onların şerikleri var, onlara dinden Allahın izin vermediği şeyleri meşru’ kıldılar öyle mi? Eğer o fasıl kelimesi olmasa idi aralarında huküm icra edilir, bitirilirdi ve şübhesiz ki zâlimler için elîm bir azâb vardır
İbni Kesir
Yoksa Allah’ın izin vermediği bir şeyi, dinde onlara şeriat kılacak ortakları mı var? Şayet kesin söz bulunmayacak olsaydı; aralarında derhal hüküm verilirdi. Doğrusu zalimlere elim bir azab vardır.
Suat Yıldırım
Yoksa Yüce Allah’ın izin vermediği birtakım şeyleri kendilerine din diye kabul ettirmek isteyen putları mı var? Şayet Allah’ın cezayı ertelemeye dair hükmü olmasaydı işleri çoktan bitirilmişti. Zalimlere elbette gayet acı bir azap vardır.

  
"Yoksa, Allah'ın dinde izin vermediği bir şeyi onlara kanun kılacak ortakları mı vardır?"
Kim olursa olsun yüce Allah'ın yarattığı hiç kimsenin yüce Allah'ın kanun olarak koymadığı ve izin vermediği bir şeyi kanun olarak koyma yetkisi yoktur. Kulları için kanun koyma yetkisi sadece yüce Allah'a aittir. Çünkü bütün evreni yoktan var eden ve kendi seçtiği yasalar sistemi ile tüm evreni yöneten O'dur. İnsanlık hayatı ise bu uçsuz bucaksız evren çarkında küçücük bir dişli konumundadır. Bu yüzden evreni yönlendiren yasalar sistemi ile uyuşan bir yasa hükmetmelidir insanlık hayatına. Bu ise, uçsuz bucaksız evreni yönlendiren tüm yasalar sistemini kapsayan bir bilgiye sahip bir kanun koymadıkça mümkün olmaz. Allah'tan başka herkes tartışmasız bu denli kapsamlı bir bilgiye sahip olmaktan uzaktırlar. Bu yüzden bu yetersizlikle beraber onların insanlık hayatı için kanun koymalarına itibar edilmez.
Bu gerçek olanca çıplaklığı ile gözler önünde olmasına rağmen, birçokları bunu tartışma konusu yapıyorlar veya inanmıyorlar. Halkları için iyiliği seçtiklerini ileri sürerek yüce Allah'ın koyduğu kanunların dışında kanunlar koymaya yelteniyorlar. Bunu yaparken de içinde bulundukları şartlarla, kendi kafalarından uydurdukları kanunlar arasında bir paralellik kuruyorlar. Sanki yüce Allah'tan daha çok biliyorlarmış, ondan daha iyi hüküm verebiliyorlarmış gibi! Ya da sanki, Allah'ın izin vermediği konularda onlar için kanun koyan Allah'ın dışında ortakları varmış gibi! Bundan daha çirkin bir davranış, Allah'a karşı bundan daha küstahça bir tutum olamaz.
Kuşkusuz yüce Allah, insanlık hayatı için insanın karakteri ile, öz yaratılışı ile, içinde yaşadığı evrenin doğası ve öz yaratılışı ile uyuşacağını bildiği bir yasa koymuştur. Bu sayede hem insanların kendi aralarında hem de evrende yeralan güçlerle en yüksek düzeyde yardımlaşma ve dayanışma gerçekleşir. Yüce Allah bunun için gerekli olan tüm temel yasaları koymuştur. İnsana düşen sadece genel sistemin ve çerçevesi belirlenmiş yasanın sınırları içinde hayatın değişen ihtiyaçları ile birlikte ayrıntı sayılan yeni düzenlemeler yapmaktır. Bu konuda aralarında görüş ayrılığı baş gösterirse meseleyi yüce Allah'a döndürürler; yüce Allah'ın insanlar için hayat düsturu olarak koyduğu temel yasalara başvururlar. Çünkü yüce Allah bu temel yasaları insanların ayrıntı sayılan düzenleme ve uygulamalarını ölçtükleri bir kriter olarak koymuştur.
Böylece yasama kaynağı bire indirgenmiş oluyor; hüküm tek başına Allah'a özgü kılınıyor. O, herkesten iyi hükmeder. Bu yöntemin dışındaki her girişim Allah'ın şeriatına, Allah'ın dinine, Allah'ın Nuh'a, İbrahim'e, Musa'ya, İsa'ya ve Muhammed'e -salât ve selâm üzerlerine olsun- tavsiye ettiği prensibe karşı çıkmaktır, isyan etmektir.
"Eğer azabı erteleme sözü olmasaydı, derhal aralarında hüküm verilirdi." Yüce Allah, onlara her meselenin kesin çözüme bağlandığı güne kadar mühlet verileceğine ilişkin olarak kesin bir söz vermiştir. Eğer bu söz olmasaydı, kuşkusuz yüce Allah onlara ilişkin kararını bildirecekti; yüce Allah'ın koyduğu kanunlara karşı çıkıp, ondan başkasının koyduğu kanunlara uyanları suçüstü yakalayıp en kısa zamanda cezalarını verecekti. Ne varki yüce Allah, her meselenin çözüme bağlandığı, her amelin karşılığını eksiksiz aldığı güne kadar onlara süre tanımıştır.
"Şüphesiz zalimler için can yakıcı bir azap vardır."İşte zulmün karşılığı olarak onları bekleyen bu can yakıcı azaptır. Allah'ın koyduğu kanunlara karşı çıkıp ondan başkasının koyduğu kanunlara uymaktan daha büyük bir zulüm var mıdır?
Bu yüzden zalimler bir kıyamet sahnesinde sunuluyorlar. Burada zalimler azaptan dolayı korkuyor, titriyorlar. Oysa daha önce korkmuyorlardı, hatta büyük bir küstahlıkla bu azabın bir an önce gelip çatmasını istiyorlardı. ( Fizilal-il Kuran/Seyyid Kutup)


8 Ekim 2011 Cumartesi

Bir dünya görüşü olarak tevhid


Tevhid gerçeği, bütün bir hayata, bütün bir kainata özgün bir bakış, çelişkisiz bir yorumlama biçimidir. Alemşümul olan tevhid gerçeği, hiç şüphesiz ki müslümanların dünya görüşünü de belirleyen bir gerçektir.
Müslümanların dünya hakkındaki sosyal, siyasi, eko­nomik ve iktisadi görüşleri, aynı tevhid gerçeğinden kaynaklanan görüşlerdir.
Tevhidin idrakine varan muvahhid bir müslüman, fa­lanca meseleye böyle, filanca meseleye şöyle bakmaz. Tevhidi bir bakış, bütün bir kainata aynı özden, aynı ger­çeklikten bakmaktır.
Beşeri dünya görüşlerinde ise kapsamlı bir birlik, çe­lişkisiz bir bütünlük kesinlikle yoktur. Genellikle belli sınıfların veya belli zümrelerin istek ve eğilimlerine göre şekil alan, emperyalistlerin menfaatlerine göre tanımlanan beşe­ri dünya görüşleri, kendi içlerinde dahi çelişen görüşlerdir.
Nitekim bu gibi dünya görüşlerinin sık sık tadilattan veya restoreden geçirilmesi fakat yine de belli bir müddet sonra iflas etmesi, dünya ve insan realitesiyle ne derece uyumlu (!) olduğunu göstermektedir.
İdeolojik düzlemdeki bu çelişkiler, bilimsel düzlemde de pek farklı değildir. Mesela izafiyet teorisine göre günümüzdeki gerçekler görece olup, kişilere veya Ölçüde ve ta­nımlamada merkez kabul edilen şeylere göre değişmekte­dir. Tabi ki kişilere veya odaklara göre değişebilen bu gerçekler, beşeri gerçekler olup, bu gerçeklerde birlik ve mutlakhk yoktur.
Tevhidi gerçeklikte ise böylesi ikilemler, böylesi çeliş­kiler söz konusu değildir. Herhangi bir şeyin gerçekliği bize, size veya onlara göre değişebilir. Ne var ki biz yara­tılmışların gözlemine ve tanımlamasına göre değişebilen görece gerçekler, herşeyi hakkiyle bilen Yaratıcının tanım­lamasında 'mutlak gerçek' vasfını almaktadır. Mesela za­man mefhumu, insanlara göre izafi olan bir mefhumdur. İnsanların buîundukîan mekana ve hareket hızlarına göre değişebileceği ileri sürülür. Bize göre izafi veya görece olan ve niceliği değişebilen zaman mefhumu, Rabbirnizin tanımlamasında nicesel bir mutlakiık kazanmaktadır.,
Onlar senden, azabın çarçabuk getirilmesini istiyorlar; Allah, va'dine kesin olarak muhalefet etmez. Gerçekten, senin Rabbinin katında bir gün sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir.[17]
İşte Rabbimizin beyan ettiği bu gerçek, mutlak bir gerçektir. Bu gerçeğe veya bu tanıma "Görecedir ve deği­şebilir" diyemeyiz. Çünkü bu tanım, zamanı yaratan Al­lah'ın, zamanı tanımlamasıdır. Netice olarak İlahi olan bütün meselelere, mutlak olan İlahi gerçeklikle bakılması ge­rekir. Mesela Kur'an'ı Kerim'de hesap günü denilirken, tek bir günden bahsedilmektedir. Bu hesap gününü, bize göre yirmidört saat olan bir gün gibi zannedersek, bu zan İlahi gerçeğe uygun olmaz. Çünkü zaman konusundaki mutlak gerçek, insanlar için görece olan tanımlamalar değil, Rab­bimizin tanımladığı gerçektir. Nitekim hesap gününde, bü­tün insanlar tarafından bu mutlak gerçek kabul ve tasdik edilecektir.,
Gündüzün bir saatinden başka hiç Ömür sürmemişler gibi onlan bir arada toplayacağı gün, onlar birbirlerini tanımış olacaklar.[18]
Kıyamet-saatinin kopacağı gün, suçlu-günahkarlar, tek bir saatin dışında (dünya hayatı) yaşamadıklarına and içer­ler.[19]
Bu konudaki ayet-i kerimelere dikkat edilirse, dünya yaşantısının süresiyle ilgili olarak verilen bütün cevaplarda kişilere göre değişebilen bir görecelik değil, genel bir or­taklık vardır.
"Bir saat veya bir saatten daha az."
Dünyada sadece bir saat veya bir saatten daha az ya­şadıklarını yemin ederek söyleyen bu insanlar, zaman konusundaki mutlak gerçeği kavrayan ve bu mutlak gerçeğe göre cevap veren insanlardır. Tabi ki onlar dünya yaşantı­sıyla ilgili bu zaman gerçeğini hesap gününde anlamalanna rağmen, muvahhid bir müslüman bu gerçeği dünyada kavrayan ve gerçek zamana göre bir saatlik gördüğü dün­ya yaşantısına bu bilinçle yaklaşan bir insandır.
Elbetteki sadece bu meselede değil, diğer bütün me­selelerde de muvahhid bir müslümanın yönelişi böyledir. Alemleri yaratan Allah(c.c.)'ın bildirdiği bütün gerçekleri, mutlak gerçekler kabul eden muvahhid bir müslüman, kai­nata ve bütün yaratılmışlara çelişkisiz olan bu gerçeklikten bakar. İlahi gerçeklere beşeri yama yapmaktan sakındığı gibi, İlahi olan bütün değerlere beşeri tanımlamalar getir­mekten de sakınır.
Muvahhid bir müslüman, alemşümul bir merkezden, alemlere bakan ve bütün gördüklerini, İlahi ve mutlak olan gerçeklere göre tanımlayan, bu gerçeklere göre yorumla­yan bir müslümandır.
Çünkü tevhidin gereği budur.
Tevhid, yegane yaratıcı olan Allah'ı zatında, sıfatla­rında ve fiillerinde birlemek, yaratılmışlara ise bütün bunlan yaratan Yaratıcının mutlak değerleriyle bakmaktır. Bu aydınlık bakış hem ferdi düzlemde ve hem de toplumsal düzlemde geçerlidir.
Netice olarak tevhidi dünya görüşü demek, dünyayı ve dünyanın içindekileri, bütün bunlan yaratan Allah (c.c.)'ın beyan ettiği gerçekler istikametinde bakmak, bu gerçeklere göre tanımlamak demektir.


       TEVHİDİ DAVET

"Türkiye'de din adına davet yapılıyor mu?" desek, bu soru birçoklarımızın tuhafına gidecektir. Çünkü yaşadığı­mız coğrafyada din adına birbiriyle çelişen birçok davetler­de bulunulmaktadır. Zaten halk kitlelerinin din gerçeğine karşı çelişkili anlayışlara sürüklenmesi, din adına yapılan bu davetlerden kaynaklanmaktadır.
Bu çelişkiler nasıl giderilecek, davette tevhid veya bütünlük nasıl sağlanacaktır? Tevhidi davet metoduyla ilgili olan bu sorulara, şimdi­lik iki başlıkta ve kısaca açıklık getirmeye çalışacağız.

Tevhidi Davette Açıldık Ve Anlaşılabilirlik
 

Yaşadığımız toplumda İslami davet metoduyla ilgili olarak imani meseleler üzerinde duran ve "Topluma Allah 'in varlığını anlatmalıyız" diyen kimseler bulunmaktadır. Sa­mimi olduklarına hüsnüzan ettiğimiz bu kimseler, tabiat olaylan ve yaratılışla ilgili meseleler üzerinde durarak "İlla Allah (Allah vardır)" tebliğini değişik boyutlardan yapmaya çalışmaktadırlar. Oysa ki bu gibi meseleler tevhidi teğlibin sadece bir cüzünü, bir bölümünü teşkil etmektedir. Bu bö­lüm, tevhidi tebliğden ayrı olmadığı gibi, tevhidi tebliğ sa­dece bu bölümden de ibaret değildir.
Nitekim herhangi bir insan yaratılışla ilgili bazı olay-lan görerek ve tefekkür ederek; "Allah vardır" dese, sade­ce bu ikrar ve bu inanç o insanı müslüman yapmaz. Daha önce de belirttiğimiz gibi müşrikler de yaratıcı olarak Allah'a inanmaktalar ve; 'Allah vardır" demektedirler. Müş­rik, Allah'a inanmasına rağmen Aliah'a eş koşan insandır.' Allah'a eş koşan bu insanın Allah'ın varlığına.olan imanı ister taklidi iman, ister tahkiki iman olsun bu insan müş­riktir ve İslam dairesinde değildir. Böyle bir insana "İlla Allah" tebliğinin değişik boyutlardan yapılması, o insanı İs­lam dairesine dahil etmeyecektir.
Tağutu ve tağuti görüşleri inkar ettirmeden, insanları Allah'ın varlığına iman ettirmeye çalışan ve bununla yeti­nen kimseler, açık bir şaşkınlık içindedirler. Böylesi davet­lerle karşılaşan ve bu davetleri kabul eden kimseler, ne ya­zık ki "Allah'a inanıp, tağuta kulluk yapan" kimselerdir. Nitekim tağuti sistemlerin böylesi davetlerden herhangi bir rahatsızlık duymamaları, hatta bu gibi davetleri ve davetçi-leri desteklemeleri bu nedenledir. Çünkü bu gibi davetler­de sadece Allah'ın varlığı anlatılmakta, insanları sömüren firavuniann sahte Hanlığına dil uzatılmamaktadır.
Zaten tağutlann ve müşriklerin istediği de bu değil midir?
Mekke müşriklerinin, Resulullah (s.a.v.)'e; "Senden sadece bizim ilahlanmıza dil uzatmamanı istiyoruz" şeklin­de bir uzlaşma teklifi götürmelerinin nedeni, aynı şeytani beklenti değil midir?
Resulullah (s.a.v.) tarafından reddedilen bu teklif, aca­ba sözü edilen çalışmalara yön veren ve kendilerine alim denilen bazı kimseler, bazı şaşkınla!, bazı sapıklar tarafın­dan kabul mü edilmiştir? Oysa Kur'an'ı Kerim'de peygam­berlerin neden gönderildiği zikredilerek, peygamber varisi olan alimlere, takip edecekleri yol açıkça beyan edilmekte­dir.,
Andobun, biz her ümmete; Allah'a kulluk edin ve ta­ğuta (Allah'tan başka her şeye) kulluktan kaçının (demesi için) bir peygamber gönderdik[20]
Nitekim kelime-i tevhid "La İlahe" ile başlamakta, ta­ğutu red ve inkar ederek temizlenen kalbe "İlla Allah" ger­çeği sunulmaktadır.
Tevhidi tebliğ, bu esaslardan kaynaklanan ve bu esaslara göre şekillenen tebliğdir. Tevhidi tebliğin günde­me gelmediği toplumlarda kimlerin müslüman, kimlerin kafir oldukları kesinlik kazanmış değildir. Çünkü müslü-manlık veya kafirlik gibi sıfatlar, hak tebliğe muhatap olan insanların, bu tebliğe karşı gösterdikleri ve gösterecekleri tavrın bir neticesi olarak o insanlara verilmektedir.
Müslüman, karşılaştığı hak tebliği kabul eden ve bu hakka teslim olan insandır. Kafir ise, hak tebliğle karşılaş­masına rağmen bu hakkı örten, bu hakkı gizleyen ve bu hakkı inkar eden insandır. Tevil ve tahrif edilmiş gayri İsla-mi tebliğle karşılaşan insanlar, bu tebliği kabul etmekle İs­lam'a göre müslüman olmayacakları gibi, bu tebliği red­detmekle de İslam'a göre kafir olmazlar. Her iki durumda da gayrimüslimdirler. Kafir kabul edilip tekfir edilmeleri veya müslüman kabul edilip cennetle müjdelenmeleri caiz değildir.
Bizlerden istenilen ve bizlere emredilen yükümlülük, bu insanları tevhidi tebiiğ ile yüzyüze getirmemizdir. Politi­ka veya din adına hergün değişik şeytani tebliğlere muha­tap olan insanlar, tevhid gerçeğine, tevhidi tebliğe muhtaç olan insanlardır.
Bu tebliğin açık, apaçık yapılması gerekmektedir. Henüz alfabeyi bilmeyen insanlara B harfini anlatmak için, "A harfinden sonradır, C harfinden öncedir.." gibi dolaylı yollara başvurmak, bu insanlar için kesinlikle yeterli olmayacaktır. Tevhidi gerçeklerin hem kavram ve hem de pratik düzlemde müşahhaslaşması gerekmektedir. Mesela "İlah" kavramını ve yaşadığı toplumda kendisine hangi mercilerin ilahhk tasladığını bilmeyen bir insan, kelime-i tevhidin gereği olarak neleri tasdik edip, neleri reddedece­ğini nasıl bilecektir?
Bunlar açıklanmadan tevhidi bir davette açıklık ve anlaşılabilirlik nasıl sağlanacaktır?
Oysa İslam,
kelime-i tevhid, kelime-i şahadet ile başlamaktadır.. Günümüz insanlarına bu gerçeklerin açık, apaçık bir şekil­de anlatılması gerekmektedir.

İslam'ın İlk Şartı Olarak Kelime-İ Tevhid
 

Herhangi bir insanın İslam dinine girmesi için keli­me-i şahadet esas alınmıştır. Bir insanın müslüman olması için "La ilahe İlla Allah Muhammedun Resulullah" buyru­ğunu anlamıyla beraber, anlamıyla beraber, anlamıyla beraber tasdik ve ikrar etmesi gerekmektedir.
Anlamıyla beraber ifadesini tekrar etmemin nedeni, bu anlamın birçok yerde, birçok tebliğde gözardı edime sindendir. Halkında müslüman olan birçok ülkede kelime-i şahadet, ifadesi malum, manası meçhul durumdadır. Her gün yüzlerce kez kelime-i şahadet getiren binlerce insan dahi, bu ifadenin yüce anlamından ne yazık ki uzaktırlar.
"Allah'tan başka İlah yoktur ancak Allah vardır ve Muhammed (s.a.v.) Allah'ın Resulüdür" ifadesi ne demek­tir?
Bu ifadeyi tasdik eden kimseler, neyi tasdik etmekte­dirler?
Kelime-i şahadette "La ilahe" yani "(Allah'tan başka) İlah yoktur" ifadesine neden gerek duyulmuştur? 
Neden sadece; "Allah vardır ve Muhammed(s.a.v.) Alİah 'in Resulüdür" denilmemiştir?.
Allah'tan başka İlah var mıdır ki, şanı yüce Rabbimiz Allah (c.c.) bizleri "La ilahe" (Allah'tan başka İlah.yoktur) buyruğuna davet etmektedir?
Allah'tan başka İlah olmadığına,
Allah'tan başka İlah olamayacağına göre "La ilahe buyruğunu tasdik ve ikrar etmemiz neden emredilmiştir?. İşte bu sorulann cevabını aramamız, bizleri kelime-i şaha­detin yüce anlamına götürecektir.
Bütün kainatta, bütün alemlerde Allah'tan başka İlah yoktur gerçeğine rağmen, yaşadığımız dünyada tahakküm ettikleri insanlara ilahhk taslayan, kendilerini ilahlaştırmaya çalışan firavunlar bulunmaktadır. Nitekim kelime-i şahadet­teki "La ilahe" buyruğu ile gerçekten İlah olanlar değil, kendilerini ilahlaştırmaya çalışan bu müstekr-Tİer, bu tağutlar inkar edilecektir.
Peki, bir mahluğun ilahlaşmaya çalışması veya insan­lara ilahhk taslaması ne demektir?
Milyonlarca insanın kabul ve tasdik ettiği gibi herşeyi Allah (c.c.) yaratmıştır. İnsanları yaratan Allah (c.c), insan­ları dünya yaşantısında kendi zatından habersiz bırakma­mış ve bu insanlara peygamberler göndererek nasıİ ve ne şekilde yaşamaları gerektiğini kendilerine bildirmiştir. Bildi­rilen bu hükümlerle insanlara bir yol, bir dünya görüşü, bir yaşam biçimi ve en özlü ifadesiyle bir din sunulmakta­dır. Allah'ın razı olacağı dini, yani İslam'ı yaşayan toplum­larda, Allah'ın hükümleri karşısında herkes eşittir. Bu hü­kümlerden muaf tutulan ayrıcalıklı veya dokunulmaz bir sınıf yoktur.
Peki bu durumdan herkes memnun mudur?
Elbetteki değildir!.
İnsanları ezmek ve sömürmek isteyen müstekbirier bu durumdan hiç memnun değillerdir. Çünkü İlahi hükümlere göre insanlan ezmeleri, insanları sömürmeleri müm­kün değildir. Bu durumda yapacakları iş, kendi çıkar ve menfaatlerine dokunan İlahi hükümleri tevü ve tahrif et­mek ve yaşam şeklini belirleyen yeni hükümler koymak, yeni kanunlar çıkarmaktır.
Allah'ın hükümlerine rağmen yaşam şeklini belirleyen yeni hükümler koymak, yeni kanunlar çıkarmak ne demektir?
Allah (c.c.) böyle bir yetkiyi kime vermiştir?
Okuduğu Kur'an'ı Kerim'i anlamaya çalışan herkesin bildiği gibi, Allah (c.c) böyle bir yetkiyi peygamberlerine dahi vermemiştir. Çünkü insanların nasıl ve ne şekilde yaşayacaklanna dair mutlak hükümler vazetme yetkisi sade­ce ve sadece Allah (c.c.)'a,,aittlr. Hiçbir insana verilmeyen bu yetki, hiçbir insana tanınmayan bu hak, sadece ve sa­dece Allah'ın hakkıdır. Daha açık bir ifadeyle böyle bir yetki veya böyle bir hak, İlah olmakla ilgili bir hak olup, yegane İlah olan Alİah (c.c.)'ın hakkıdır.
İnsanların nasıl ve ne şekilde yaşayacakîanna dair hü­küm vazetme meselesi, İlah olmakla ilgili bir mesele ise, bilerek veya bilmeyerek insanları aldatan din adamla­rına
ve aldatılan bütün şaşkınlara soruyoruz., İnsanların nasıl ve ne şekilde yaşamalan gerektiğini beyan eden Allah'ın hükümlerine rağmen, kendi çıkar ve menfaatlerine uygun şeytani hükümler vazeden, Allah'ın helal dediğine haram, haram dediğine helal diyen bu fira­vunlar kimdir?
İnsanların nasıl ve ne şekil yaşayacakîanna dair hü­küm vazetme meselesi, İlah'hkla iigili bir mesele olduğuna göre bunlar İlah mıdır?
Bağırsaklarında pislik taşıyan bu mahluklar, elbetteki İlah değildir. Ne var ki İlah olmayan bu firavunlar, İlahlıkla ilgili meselelerde hüküm vazederek ilahlaşmaya çalışmak­talar ve tahakküm ettikleri insanlara ilahlık taslamaktadır­lar.
İşte ilahlaşmaya çalışmak veya insanlara İlahlık tasla­mak budur. Bu anlaşıldığı zaman, "La ilahe (Allah 'tan baş­ka İlah yoktur)" hükmünün vazedilme nedeni ve hikmeti daha iyi anlaşılacaktır.
Bizleri bu hükme davet eden Rabbimiz, bizlere bu hükmün gerektirdiği tavrı emretmektedir. Bu hükmün ge­reği ise ilahlaşmaya çalışan, insanlara ilahlık taslayan fira­vunların red ve inkar edilmesidir. Kelime-i şahadette yer alan "La ilahe" buyruğu bunu gerektirmektedir.
Herhangi bir insanın İslam dinine girebilmesi için; kendisine ilahlık taslayan bütün firavunları,
ilahlaştmlmaya çalışan bütün putları.. "La ilahe" buy­ruğu ile inkar etmesi, bu inkardan sonra "İlla Allah" diye­rek alemlerin yegane yaratıcısı olan Allah (c.c.)'a yönelme­si ve 'Muhammedun Resulullah' buyruğu ile Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.)'i Resulullah olarak, bir önder ve bir örnek olarak kabul ettiğini ikrar etmesi gerekmekte­dir.
Kelime-i şahadetin manasını bilmeden, bunun gerek­tirdiği tavm idrak etmeden, bu kelimeyi telaffuz eden her­kesi müslüman kabul edebilmemiz mümkün değildir. Çün­kü günümüzde yaşayan birçok firavun bile kelime-i şahadeti telaffuz etmekte ve müslüman olduklarını ileri sürmektedirler.
Kelime-i şahadeti telaffuz etmelerine rağmen firavun-laşan ve firavunlara kulluk yapan kimseler müslüman değildirler. Bu kimseler namaz da kılsalar, oruç da tutsalar, hacca da gitseler ne yazık ki müşriktirler. Çünkü kelime-i şahadet sihirli bir söz veya büyülü bir kelime değildir ki, bu sözü söyleyen kimseyi kendiliğinden mü'min yapabil­sin!. Oysa büyüden ve sihirden münezzeh olan kelime-i şahadetin; insanların inançlarına, yaşantılarına, fiillerine müdahale eden yüce bir anlamı vardır. Netice olarak keli­me-i şahadeti bu yüce anlamıyla kabul ve tasdik eden bir insan, kurtuluş yolcusu bir müslüman olabilmektedir.
Tevhidi davet, bu istikamette ve bu anlamda yapılan bir davettir. Davetin Özü, birliğe ve bütünlüğe dayanmaktadır. Allah'tan başka mercilere yapılan davet, kime yapı­lırsa yapılsın tevhidi bir davet değildir. İnsanlann kulluk ba­zında davet edildikleri merci ister bir politikacı, ister salih veya sapık bir şeyh olsun, böyle bir davet İslami değildir.
Çünkü İslam'a göre Resulullah (s.a.v.) dahi, insanlar, ken­disine davet etmekten nehyedilmiş ve böylesi davetlerin şirk olduğu beyan edilmiştir.
Sen Rabbine çağır ve sakın müşriklerden olma. (Kassas 87)
Mehmed Alagaş

21 Eylül 2011 Çarşamba

Şeytanın egemen olduğu merkez

Allah bildiği bir sır gereği insanoğluna azılı bir düşman musallat etmiştir.Bu düşman,insanı helak etme yollarını çok iyi bilen,kötülük yolunda uzmanlaşmış,deneyimli,hırslı,uyku ve uyanık halinde bile görevden vazgeçmeyen,bıkıp usanmayan bir düşmandır.
İnsan oğlunu bilgi ve imandan uzaklaştırmak ister.Şeytanın temel hedefi budur.Bu hedefe ulaşmayı başardığı zaman insanın ilahi gerçekleri inkar etmesini sağlamış olur.Böylece hedefine ulaşan şeytan artık o insanla uğraşmaktan vazgeçer.
Eğer şeytan bu temel amacına ulaşamazsa hidayet yoluna giren insanın inkardan sonra gelen '''bidat'''' yoluna sapması için çalışır.Bidat yolu şeytan için günah yolundan daha sevimli bir yoldur.Zira mümin tovbe ederek kolaylıkla günahlardan dönebilir ama bidatten dönmesi daha zordur.Çünkü bidat yoluna sapan kişi doğru yolda olduğuna inanır.
 Bazı islam büyüklerinden rivayet edildiğine göre şeytan şöyle söyler : '' Ben insanoğlunu günahlarla perişan ettim.Onlar ise günahlardan tovbe ederek tevhid kelimesi ile beni perişan ettiler.Bunun üzeri,ne onlar arasında zevk aldıkları şeyleri yaymaya başladım.Artık onlar zevk uğruna günah işliyorlar ve bundan tovbe etmiyorlar.Çünkü güzel şeyler yaptıklarını sanıyorlar.''
Şeytan bu planda da başarılı olamazsa,büyük günahları işletmeyi amaçlayan üçüncü planı uygular.
Eğer bunda da başarılı olamazsa dördüncü plan olan küçük günahları işletmeye çalışır.
Buda işe yaramazsa beşincisi olan insanı daha yararlı olanı olanı terk ettirip daha az yararlı olan şeylerle meşgul etmeyi esas alır.
Şeytan beşinci planda da başarılı olamazsa son olarak altıncıyı devreye sokmaya hazırlanır.Bu plan şeytanın diğer beş tuzağından kurtulan müslümana eziyet edecek,aşağılayacak,onu şaşkına çevirecek,duygu dünyasını çökertecek,aklını başından alacak şeytan gruplarını onun üzerine musallat etmesidir.Bu planın amacı ise müslümanı derinden üzmek ve kalbini ilim irade ve diğer hayırlı amellerden uzak tutarak onu meşgul etmektir..
Bütün bu planlardan haberi olmayan düşmanını tanımayan ve korunma metodlarını bilmeyen bir kimse şeytandan korunamaz.Şeytanla mücadale etmek ancak bilgi ile olur.Bilgisizler bu büyük mücadeleden ve tehlikeden habersizlerdir.
''Gerçekten nefis,Rabbinin merhameti olmadıkça var gücüyle kötülüğü emreder.''

19 Eylül 2011 Pazartesi

Efendimiz 'Rızkın 10da 9u ticarettedir' derken bunu kastetmedi sanırım..
'Ne yoruyor akşama kadar beni' diye düşünüyorum 3 aydır; cevap yok. İnsanlarla uğraşmak zor tabi ki ama en azından kafa yorgunluğu yapmalı bu.Bedenle nalaka? Ayaklarım ağrıyo ayaklarım!
Sabahın 9unda insan neden ev telefonu arar ki arabayla? Kim bilir ne derdi vardı teyzemin.. Belki de uzak bi şehirden oğlu aricak? E cep telefonları çıktı ama..
Adam geldi böyle gözleri felfecir okuyo,keltoş ve giyimi orta halli. Vasat denemez,yani ne biliiim gören 'insan' demekten çekinmez. Bir ev telefonu sordu, 80 lira dedim.Oluru ne bunun dedi! Olurunu söyledim dedim tebessüm filan,içim acıdı.Niye acırsa,geçir gitsin..Ama olmaz! Ahlak bazılarının sandığı gibi ağzını bozmamak,dilde ahlak değil diğ mi? Ticaret ahlakı diye bir şey var.. Neyseh 70 lira olur olur emrivakisi akabinde samimi bir kaç tebessüm derken arabadan bir teyze iner.Teyze mekana yaklaşmaya başlayınca adamceğizi bir korku sarar ve beni tembihler;120 de hanım efendi teyzeye! Ay olur mu demeye kalmadan teyzem girer içeri 120ymiş ama bize 110 der herif.. Teyze telefonu kucaklar,arabaya geri döner 110 lirayı masanın üzerine bırakır,adam içinden 70in üzerini alır ve gider.
Okuduğun fıkhın işe yaramadığı durumlar olabilir işte böyle.Bir mala % bilmem kaçtan fazla kar koymak helal değilken,sen aman ahlaklı davranalım diye düşünsende senin ahlakını bozan bişeyler çıkıyo elbette ortaya.
Şimdi ben doğru mu yaptım,itiraz etmeli teyzeciğime doğruları söylemeli miydim.Ahhh!
Dünyanın menfaat üzerine inşaa edildiğini görmek ve envaye çeşit insanla karşılaşmak bana tecrübe kazandırmaz ki ama ya.Ne bilim ben biliyodum zaten insanlara iyiliği yap yap yap bir kere yapma senden kötüsü yok.Ver ver ver her yerini ver doymaz ki insan.Bidaha der hep.En iyisi böyle.Enn iyisi.
Bırakıcam bu işi.
Neyse; bu işin vicdan kısmı.Akşama bişeyim kalmicak.


14 Eylül 2011 Çarşamba

Allah günah yazar mı vol2

Yine yorgun bir günün gecesi uyumayı iple çekerken 'uyusada uyusam' dediğim ama ortamdan kopmayada bi türlü kıyamadığım şoklardan şok beğendiğim,hiç bişeye hiç kimseyle değişilmeyecek hayatın en saf en temiz en mutlu edici sohbeti.
-Anne üstümü ıslatırsam allah günah yazar mı?
-Kim diyo sana böyle 'Allah günah yazar diye?Nereden öğrendin?' 
-Yaramazlık yaptığım zaman anneannem diyo,dedem diyo.
-Sen yaramazlık mı yapıyosun?
-Yoo yapmıyorum,anneannem diyo yaramazlık yapma diye.
-Demekki yapıyosun,o yüzden diyo.Üzerini ıslatmak yaramazlık yapmak demek tabi.Seni tertemiz giydiriyo anneanne sen neden üzerini ıslatıyosun?
-Yüzümü yıkıyorum ben üzerimi ıslatmıyorum kiii.
-Sen ben olduğumda bana,anneanne olduğunda ona söyle o yıkasın.Olur mu?
-Ama ben abi olduum? Kendim yıkayabiliriiim. (Burada ses mümkün olduğunca tiz :) )
-Evet büyüdün ama yinede yüzünü kendin yıkayabilecek kadar büyümemeişsin demekki.Her seferinde ıslatıyosun üzerini.
-Özür dilerim annecim bi daha ıslatmicam.
-Hastalanırsın diye korkuyoruz,o yüzden ıslatma diyoruz,anladın mı?
-O zaman allah günah yazmaz mı?Hastalanır mıyım sadece?
-Annecim Allah küçük çocuklara günah yazmaz.Anlatmıştım ya hani,insanları üzmek kötü bişey,bu yüzden kötü şeyler yapmak güzel değildir demiştik ya.. ( bknz:içinden çıkılamayacak durumlar; sıvama bölümü.)
-Allah günahları nerede yazıyor anne?
-Annecim Allah bizim göremeyeceğimiz melekler görevlendirmiş,onlara demişki 'insanlar kötü şeyler yaparlarsa bunları bana haber verin' Meleklerde biz kötülük yaptığımız zaman bunları yazıyorlar.
-Melekler senin Melek teyzen gibiler mi?
-Hayır annecim yaa.Bu melekler başka.Böyle insanlara benzemiyorlar.(sıvama bölümü vol2)Yani aslında bende tam olarak bilmiyorum neye benziyorlar ama belki iyi insanlar olursak bi gün görebiliriz. ( Şirinler kim?Melekleri göreceğiz inşallah diyesim gelmedi değil :) )
-O zaman üzerimi ıslatmicam bi daha annecim.
-Islatma tabi ki hem hastalanmazsın hem çok iyi bi çocuk olursun.
-Kuzun olurum,balın olurum,mis gibi çocuk olurum di mi?
-Olursun tabi kiii(Gıdıklama,mıncıklama,çimdikleme harmanlanması yaşanıyor bu ara) 
-Hadi uyuyalım annecim.
-Uyuyalım anne hadi.
-..
-...
-Anne
-Efendim annecim
-Hızman biraz dışarı çıkmış takıyım mı?Acır mı?
-Yok annecim acımaz itele hadi ama yavaş tamam mı
-Anne çivide hızma mı?
-(benzetme kabiliyetine kurban olayım,nereden gelir aklına,gülmekten ölme durumları yaşanır.) Yok bebeğim çiviyi duvara takarız,bunun adı hızma işte,küpe gibi kolye gibi,anladın mı?
-Anladım annecim
-Yemek yiyince indahmillah mı diyoruz anne?
-Hayır annecim elhamdulillah.
-İn-dah-mil-lah
-Hayır annem el ham du lil lah
-El ham dil lah
-Yarın öğreteyim olur mu?
-Okula gitsem öğretirlerdi işte,sen beni okula göndermiyosun!
-(İç ses,hı hı öğretirler!)Daha küçüksün ama sen,okula gidecek yaşa geldiğin zaman tabi ki göndereceğim.Şimdi uyuyalım hadi.
-Tamam uyuyalım
-İyi uykular annem
-Sana da annecim
-..
-..

11 Eylül 2011 Pazar

Kısmete inancım tamda bugün tamamlandı!

Yorgun bi gecenin sabahı zorla açarsınız gözünüzü.Bölük pörçük bi uyku asla dinlendirmiyo insanı anladım.Deliksiz uyku için ilaç kullanmakta mallık yapıyo..Ben bu dünyaya gerçekten alışamadım..
Lanet bi huydur gece acıkıp uykudan uyanıp yemek yemek.Annemde var mesela,gece hırsız gibi kalkıp karanlıkta mutfağı bulmaya çalışır,dolabın loş ışığı hafiften koridora vurduğunda anlarım ki yabancı değil annem..'Sofrayı kucağına al öyle uyu kızım' derdi rahmetli dedem :)
Uyanınca ilk iş ağzına bişeyler atması daha bi beter.Hele git bi yüzünü yıka..Olmaz!2-3 üzüm,bi ısırık elma ne bileyim işte hafif bişeyler yemem lazım,ağzımdaki o tatsız tat gitmeli.Bugün kabak çekirdeği buldum tezgahın üzerinde.Tam bi kilo!Şöyle aldım bi kaç tane elime gözler hala küçücük 'uyuuu' diyo resmen.Seçtiğim o kocaman çekirdeğin acı,zift,leş,berbat,bok çıkması tamamen 'kısmet' işte..
'Güne nasıl başlarsan öyle devam eder' mantığı ile yaklaşırsak duruma,güne o aptal çekirdek tanesi ile başladığımdan ötürü beni 'keşke onu değilde diğerini seçseydim,o acı değildi belki' düşüncesine salıp bu amaçsız satırları dökeceğimi bilemeyişimide göz önünde bulundurduğum zaman,düşüncelerim iyice derinlere dalıyor ve hayatın aslında seçimlerden ibaret olduğunu daha net görebiliyorum ama kavun değil ki koklayasın mıydı ? Evet,öyle bişey vardı.. Bu cümle devrik,düşük ve kötü oldu ama problem değil.Hoşuma gitti.
Şu bir zamanlar benimde dalga geçtiğim facebooktaki 'felsefe kulübü' aforizmaların zaman gelip mantıklı gelmesi ne kötü..
''Hayatın anlam ve amacını buluduğumda,benden başkası için bir şey ifade etmeyeceğinden emin olmak içimi acıtıyor.Hayat bu işte!Suyun üstünde yürüyüp Boğazı karşıdan karşıya geçsem,sandalla üç kuruşa geçenler sesini çıkaracak ve yaptığım aşağılanacak.Ağzımla kuş tutsam,tüfekle vuranlar ortaya çıkacak 'ne var yani bizde kuşu yakaladık' deyip benim yaptığımı küçümseyecek.Hepimizin hayatlarının anlam ve amacı aslında aynıdır.Farklı olduğumuzu sanıyoruz.Sadece sanmakla da yetiniyoruz ancak öyle değil.Aynı hemde tıpatıp aynı.. Dikkatle bakın göreceksiniz..''
Hayatın anlamını bulmak,benden başkası için birşey ifade etmeyeceği için içim gerçekten acıyor.Laaakin insanlara imtihan için burada olduğumuzu,aldığımız her nefesten dolayı hesaba çekileceğimizi,hal hareket anne baba evlat eş arkadaş.. Sahip olduğumuz ve olabileceğimiz herşeyin mükellefi olduğumuzu anlatsamda aldığım cevap 'amaan bir daha mı geleceğiz dünyaya?' olunca içim tabi ki acıyor. Hey aptal! Problem orada,bir daha gelemeyeceksek madem,neden temiz yaşamıyoruz? Hırsızlık yapmıyo,helal kazanıyomuş.Annesine babasına itaat ediyomuş,kalbi temizmiş.Ne kadar çok isterdim sadece bunlardan ibaret olsun.. Hayat zor be!
Düşüncenin sonu yok.Allah öyle bir yaratıcı ki planları arasına 'insan yaratmayı' koymuş.Ve insan öyle bir aciz ki ne kadar nefret edersen et,dünyaya geldiğine pişman ol,değiştirebilmeye gücü yetmez ve öyle de cahil ki ayetlerde geçtiği gibi 'bir daha yollasak,aynını yapmaktan geri durmaz'
İnsan tanımak güç,anlamak güç,sevmek güç.Nasıl başlarsak öyle gidermiş ya..3 aylıkken zehirli ishal olmuşum,öleceğimi bile iddia edenler olmuş.Bi gün beşiğimde uyurken öyle bir boşaltmışım ki bağırsaklarımı o suyun bokun içine bulanıp kayıp yatağın altına düşmüşüm.Boka bulandık ve böyle devam işte!

4 Eylül 2011 Pazar

Oğlum büyüyo mu ne!

-Anne bomba patlatırsam allah bana günah yazar mı ?
-Hayır annecim,bomba patlattın diye değil; insanlar korkabilir, uyuyan küçük bebekler uyanabilir bu yüzden günah olabilir ama.
-İnsanları korkutmak günah mı anne?
-İnsanları korkutmak ve üzmek hiç iyi bişey değil annecim,Allah insanların birbirlerini üzmelerini yasakladığı için eğer üzersek günah olabilir.
-İnsanları üzmek iyi değil.Korkutmakda iyi değil.Kötü şeyler bunlar,kötü şeylerde güzel şeyler değildir.
-Evet annecim kötü şeyler yapmak güzel değildir.
-Allah nereden yazıyo anne günahları?
-Bunu büyüyünce anlatayım annecim.
-Ne zaman büyücem ben anne?
-Güzel yemekler yediğin zaman büyüyeceksin annecim.
-Çay beni büyütür anne di mi?
-Hayır annecim meyve büyütür.
-Ama cips kocaman yapar di mi?
-Hayır annecim sana cips yemek yasak.Tuzlu şeyler yemek yasak.Hasta olduğun için yememelisin.
-Ben neden hasta oldum anne?
-Bilmem çorap giymediğin için olabilir.
-Ama çorap ayaklarımı sıkıyo anne.
-Olsun alışırsın,çıkartma çoraplarını havalar soğuyo tamam mı?
-Çorap giymedim diye mi hasta oldum?
-Allah böyle istediği için olabilir belkide.Geçecek ama üzülme.
-İnsanları üzmek hani günahtı anne.Allah bizi üzüyo ama.
-O Allah annecim,beni sana verdi seni bana verdi,bize para verdi sana oyuncak alabilelim diye,sonra bizi yarattı el verdi göz verdi,bize çok güzel nimetler verdi.
-Allah nerede o zaman anne?
-Allah bizim kalbimizde annecim.
-O zaman bir sürü allah var anne.Sende de bende de anneannemdede.
-Hayır annecim Allah bir tane,ama onun sevgisi kalbimizde.
-Onu çok seversek bize daha çok oyuncak verir mi?
-Tabi ki verir annecim,iyi insanlar olur anneleri anneanneleri üzmezsek bize her istediğimizi verebilir.
-Deniz güzel insanlar güzel aslanlar çok güzel di mi anne
-Evet annecim herşey çok güzel.Hadi kapat gözlerini.
-Tamam anne,sende kapat.
-Tamam hadi bende kapatıyorum.
-Hadi hangimiz daha önce kapatacağız.
-Ama ikimizde kapatırsak hangimiz önce kapatıyoruz göremeyiz ki.
-O zaman sen kapatma hangimiz daha önce kapatacağız baaak?
-Tamam hadi.
-OLEY BEN KAPATTIM.
-Evet annecim sen kazandın.
-Ben kazandım!
-Uyu hadi annecim.
-Tamam anne.
-İyi uykular bebeğim.
-Sana da annecim.
-..
-zzz...

2 Eylül 2011 Cuma

peugeot 407 güzel araba ama..

Evet ; bizde yaptık bazen takım tutmak gibi eşşeklikler lafım meclisten dışarı filan ancak bıraktık o işleri. Her konuda illa bir fikri olan insan modeli tercih midir acaba ? Bilemiyorum bazen ama oturup kendi hali vaziyetimi masaya yatırınca bu takım tutup futbol muhabettine giren,yeri gelip sağ sol muhabetlerine derinleme dalıp, her hangi bir konuda taassup derecesinde savunmacılık yapıp kendini meydanlara atan hanım kızlarımız neyi amaçlıyor olalar anlayabilmiş değilim? İlgi alanlarım bellidir harici hiç bir konuda,inancımı zedelemediği müddetçe fikir beyan etmem. Likitinden farında fondöteninden rujuna makyaj muhabetine sarmakda hoş değil tabi ki ama aklımda etraflı bilgi sahibi olmadığı her konuya kelebekleme atlamayan bir insan portresi yok değil.
 İslam insanları sınıf sınıf ayırmaz;sıfat sıfat ayırır. Bu sıfatların beşer için en kıymetlisi takva sahibi mümin olabilmektir.Elbette müslüman olmadan mümin olunamaz ama 'islam' olmadan da müslüman olunamaz. Eved eved. Rahman bireylere müslümandan önce 'islam'sıfatını layık görmüşütr.İslamı manası ile yaşayamasada içten içe yaşamak isteyip,yaşanlara müthiş saygı gösteren insan henüz 'islam'dır.O ancak 'insanlar lailaheillalah deyip hükmü yalnızca Allah'a vermelilerdir' hadisinin ifade ettiği gibi her konuda danılışalacak ve muhakeme olunacak merciyi kuran görene kadar islamdır.
Halimiz tartışma konusu olabilir;Hak katında neyiz  ancak ilim denizi denizlikten ziyade derya olmuşken oturup siyaset gibi palavra söylemlere kafa yoracak değiliz elbette. Futbol nedir onuda anlamadım tabi si. Ofsayt ne? Taçı az çok öğrenmiş bulunuyorum :) ama cümleye döküp anlatacak kadar değil :/
GEL GELELİM BALIK BAŞTAN ŞEY OLMUŞ
Evlatceğizlerimiz toplumun bilmiş çocukları arasında sığır gibi kalmasın diye elbette temel olan her bilgiyi (ilim demiyiorum efem) öğrenmeliler elbette ama ben körpecik evlatların daha 7sinde 8inde bu saçma sapan bir yığın boş beleş zırvalarla doldurulması taraftarı değilim.
Ne bileyim kızlarımıza bi nakış bi mekik oğlan çocuklarımıza tornavida nasıl tutulur filan öğretseler ahahaha
Hayır! Henüz velayeti anne ve babada olan küçük çocukların böylesi çarpık düzende öğretilecek güzel değerler varken din kültürü kitaplarında bir başı açık bir tesettürlü kadın fotoğraflarının altında başı açığa çağdaş,başı kapalıya yobaz tanımlamasını yapıyosa anne babanın asli vazifesi o çocuğun karnını doyurup maddi anlamda her ihtiyacını tedarik etmekten çok ona güzel bi eğitim ve terbiye verebilmektir.
AAA NERDEYMİŞ O FOTOĞRAFLAR diyen bir çok kubuz bir çok kokoş bir çok demokrat müslümancık tanıyorum. Yeminlen söylüyorum bizzat gördüm.
Lütfen artık kabul edelim.SİSTEM SİSTEM diye bağırdığımız şey aslında arkasını bilmemnereye dayamış bilmem kaç yüz metre kare bir alanda bilmem kaç yüz insanın kıçından yasalar uydurduğu bir mecra merci değil. Sistem dediğimiz işte o mecranın üretegeldiği insan yığını. Üretiyorlar efem durduramıyoruz.
Aklını cinsellikle,orgazm sonrası yakılan sigara eşliğinde izlenilen futbol maçı ile,alışveriş ile yemiş ,okuduğu en anlamlı satır Elif Şafak hanım efendinin aşk aforizmalı satırları olan,köşe başı çekirdek çitleyip,2 bira almak için telefon satan,EN BÜYÜK TÜRK ATATÜRK ten başka ezberinde olan 2.cümle siyah beyaz ölüm yaşam en büyük aşk beşiktaşk olan 80 küsür yılın (hala tam öğrenemedim 80 kaçtı la?) ürünü AHLAKSIZ GENÇLİK.
Eğitim şart derken bu şeref yoksunu sistemin çarkı acaba nasıl daha güzel döner eğitimi olmamalı kastedilen.Allah korkusu ile yetişmiş temiz bir gençlik gerek diye düşünüyorum.
AY HER KONUDADA Bİ FİKRİM VAR HAA!
acıktım burgera gidim ordanda teknosaya geçerim.
Bol kitaplı bol bol yasak kitaplı günler efendim.

21 Ağustos 2011 Pazar

çok değerli bi veledden alıntı

iyi kötü bir bardak ve yarısını dolduracak kadar da su var biri diyor ki; 'bu bardak bu suyu daha da taşimaz suyu başka bardaklara dağıtalım' öteki diyor ki 'bu bardak daha nice böyle suları taşıdı sosyalist bayramı kutlamayı tercih ederdim'
iyi kötü bir bardak ve yarısını dolduracak kadar da su var biri diyor ki; 'hayat sadece kariyerizmdir ve bunu yapmak için çabalarken etrafında gelişen şeylerdir' öteki diyor ki 'ben ülkem dağlarında keçi sütümü içip insan manzaraları izlerken yanıma ne kariyer ne de onu amaçlayan insanlar alıcam' ben anlıyamıyorum fordist düşünce yapısını.
iyi kötü bir bardak ve yarısını dolduracak kadar da su var biri diyor ki 'bu bardağa okyanus ötesinden su sızdırıyorum önemli kademelere ve bardaktan su döküyorum benden olmayan' öteki diyor ki 'bu bardakta taşmayacak kadar sağlam sular var ve dim dik duruyorlar kadrolaşmış tüm su zerrelerini sel olup boğacaklar '
iyi kötü bir bardak ve yarısını dolduracak kadar da su var biri diyor ki 'bardak umurumda değil alt taraftaki su olarak ben servetime bakarim' öteki diyor ki 'bardak ölüyor su da buharlaşıyor tek amacım ilk seni buharlaştırmak'
iyi kötü bir bardak ve yarısını dolduracak kadar da su var biri diyor ki ' bu bardakta su olmak zor is kurallara uymak özgürsüzleşmek zorundasın' öteki diyor ki 'bardakta özgür su olmazsam kural tanımam'
iyi kötü bir bardak ve yarısını dolduracak kadar da su var biri diyor ki 'bardaktan sulara sosyal mesaj içeren cümleler yazma' öteki diyor ki 'ey bardaktaki su zerreleri sizin gibi ordan burdan çalma onun bunun çakması sözler yazmadığımdan ya da çok sövdüğümden şikayet etmeniz bana haz veriyo hiç sosyal msj verme kaygım yok hele sex sitesi facebook üzerinden,şimdi uzayın ulenn'
iyi kötü bir bardak ve yarısını dolduracak kadar da su var biri diyor ki 'bu bardakta güven polis jopunda cemaat kucaginda olur farklı görüşteki su zerreleri için polis şart' öteki diyor ki 'ey bardakların sövülesi yöneticileri sizin satılık zihniyetinize yakışır bir karar egemenlerin kolluk kuvvetlerini sokun bardaklara su zerreleri her aşamada vericektir kararı'
iyi kötü bir bardak ve yarısını dolduracak kadar da su var biri diyor ki 'bardak tek su tek olsun,farklılıklar cep msjlarinda kalsın' öteki diyor ki 'bardaklar evreninde suyun farkliligini kaldıramayanlara tek tek sövmek istiyorum'
iyi kötü bir bardak ve yarısını dolduracak kadar da su var biri diyor ki 'bardak ozerk olsun su da elementlerine ayrilsin' oteki diyor ki 'bardağı yöneten su olaydi su bardağı parcalamak ister miydi?'
iyi kötü bir bardak ve yarısını dolduracak kadar da su var biri diyor ki 'bu su dinsiz zemzem katalim ayrica bardak da örtünsün böyle ayıp' oteki diyor ki 'bu su rakısız çekilmez ayrıca beyaz leblebi de şart'
Suyu lavaboya dök bardağı kır at derim.Biri de der ki ; o suyu bulumayanlar var hiç ziyan edilir mi, bardağı emek etmiş yapmış adamlar,durduk yere kırmak israf olmaz mı? israf haramdır. Ben..ben..laf olsun diye yazıyorum!

20 Ağustos 2011 Cumartesi

Hele bi bak,benziyo muyum ?

Aslında sabahın şu nur vaktinde,yatağıma geçip mışıl mışıl uykumu uyumayı planlıyorken kendimi burada bulmam epey enteresan.Ben yine 'ben' olup sebebini şöyle izah edicem ki; mideme bişeyler oturdu! :(
İrili ufaklı bi sürü insanız şu memlekette diğ mi?Güzel insanlar yok değil,bunu yıllar sonra yakinen farketmenin mutluluğu var üzerimde.Mesela bu saatte yazmaya değer bulduğum 2 insan var hayatımda.Çukurova üniversitesindeki tüm kedilere ve köpeklere anneliği gönülden yapan 2 güzel insan.İsimleri filan var bide :) Yaklaşık 30 hayvanın ayrı ayrı biliyorlar isimlerini.Bu insanlar memur,cumartesi-pazar evinde yayıla yayıla oturup eşşekler gibi yiyip içip sevişip insanların aksine hafta sonuda gidiyorlar üniversiteye bizzat gördüm!Neden? Hafta sonu onlara yemek veren olmaz diye.Mama götürüyolar :)
Egolarımdan sıyrılmışlığın tam ortasında bi yerdeyim bu dakikalarda;karşıdaki manzarayı anlatmaya ömür yetmez.Bildiğimiz ardıçlı çamlı bir orman o kadar ama içinde ne güzel ne güzel cümleler barındırıyor kurmaya üşendiğim.
Bi ara biri demişti 'dünyanın en zor işi insanlarla uğraşmak' ezberledim bu sözü o günden sonra..Birde şey vardı çok izlerdim yurdum hatunları gibi.KÜÇÜK KADINLAR.Bildiğin dizi. Orada geçmişti bir söz 'her yeni insan yeni bir tehlike.' Çok doğ.. Ay ben ne dedim ne dedim? Yurdum kadınları,küçük kadın,kadın..kadın..Bak şimdi!
'YURDUM' ne demek la bi kere? Senin benim yarattığımız değerlerden/değersizliklerden utanç duymakta ayrı bi utanılası konu.Çeşit çeşitiz kabul;ama ben farka inanmayanlardanım.İnsan olmak dışında hepimizi birleştiren bir nokta var ki oda;İNSAN olmak.
İnsan olabilmek,insan kalabilmek,insan insan insan..Ne diyodum ben? He yurdum kadınları?
İçinden çıkılması çok zor bi konu bu..Mantık çerçevesinde ele alırsak 3 faktöriyel eksi beş üssü sekizin c noktasındaki izohips eğrilerinin beşgensi açılarının toplamı em c kare değerlerine eşit olduğu vakit saatteki hızı 50 km bulmamış bi aracın çarpışması sonucunda oluşan sürtünme kuvveti çift başlı makina dişlilerinin sayısına eşi.. Şimdi arkadaşım bak! Bizler iyimiz ve kötümüzle insan olmaya çalışan insanlarız.Annen muhtemelen seni suda doğurmadı,zannımca o vakitler suda doğum yoktu henüz :/ anadan doğma entel takılan bu genşlerimizin derdi ne ola? Aklını kullanan her kadın bilir ki; birilerinde gizem olabilmek bir erkeği hep cezbetmiştir.Bunu bilmeyen toy çocuklarımız vardır.Öğrenmelilerdir.
35ine gelip hala italyan yemek tarifi öğrenmek için eğitime giden bi kadın,aslında onun boş vakitlerinde evde televizyonda zap yapıp,arada komşularına gidip fal kapatıp baktırıp,bimden alışveriş yapıp zaranın indirim gülerini beklediğinden bi haber bi erkek için,her zaman cezbedici olmuştur.Küçük kadın yoktur.Kurufasulye yapmayı bilen kadın vardır.Yeri gelip gözünü hırs bürüyüp yeri gelip siktir et demesini bilen kadın vardır.Pazara gitmeyi utanç sebebi saymayan 'kendi' olan kadın vardır.Ama gel gör ki :( bu hatunlar ortada merak edilesi bir durum bırakmadıkları için kıymeti değeri çabucak unutulan hatunlardır :( Çakallarla dansta ne diyodu,'bak ben veerdiim verrdiiim gökhan abin tepeme çıktı.' YÜZ vermiş :)
Kadın benim gözümde eksiktir,yarımdır,kırılgandır,duygusal olmayana rastlaması epey güçtür,he yoktur değil vardır da yüreği ile değil beyni ile davranan küçük hesapçı tiplerdir.
Kuru fasulye yapabiliyorum,çamaşır ütü temizlik hava civa,adanalı,25 yaşında dul :( kendi ile barışık ahahah! gayet agresif,kıskanç,açık sözlü,sürekli diş ağrılı bi kadınım.Küçücüğüm :( 30 yaşlarında bi kısmet arıyorum.
Eni sonu boku çıkacak ilişkilerdeki ilk 3aylık kibarcık dönemi yaşamayı istemiyorum artık. Yeni tanıştığım bi insana 'çakal' diyebileyim. Ama çakallığın alemi yok tabi! Bu ayrı bi başlıkta münazara edilir.
Bu mübarek günün güzel sabahında :)))))) ımm sizleri 'kendiniz' olmaya davet ediyorum :))
Hatırlatan olursa sonunu bi ara sıkı toparlicam :) 


19 Ağustos 2011 Cuma

Müslümanların gerileyişinin en büyük sebebi,islam maneviyatından yoksun oluşlarıdır. Maddi vasıtaları kullanmayı beceremeyen bir halk,temel insani manevi değerler tarafından motive edilemediği gibi;islamın hakiki manevi ilkelerinede sahip olamayan bir halk,ne güç ne de liderliği elinde tutabilir. Allah'ın değişmez kanunu önderliği vermek müslümanlardan -muhalifleri islami değerlerden yoksun olanlar bile- temel insani manevi değerlere bağlılık, maddi kaynakların kullanımı gibi konularda kendilerini geçen ve dünyayı yönetmeye daha layık olduklarını iddia eden kafilerden daha üstün olduklarını ortaya koymalarını ister.Eğer müslümanlar bu durumdan şikayet edilecek bir yön görüyorlarsa; o şikayet ve kusuru kendi kendilerine yöneltmeleri gerekir,Allah a karşı değil. Çünkü kendilerini önder mevkiinden indirip uşak haline getiren bu mesafe farkını kapatmak ve eksiklerini tamamlamak için yeniden harekete geçmek kendi elindedir. ' Ahireti isteyip inanmış olarak onun için gerekli çalışmalarda bulunan kimselerin,işte onların çalışmaları şükre değer' (isra-17-19)
Toplumda müslümanlığı elhamdulillah müslümanım demekten ileri gitmeyen bireylerden ziyade bu işe gönül vermiş insanlar bilirler ki, islam adına savaşmak kılıç kuşanıp meydanlara düşmek demek değildir.Darul Harb dediğimiz islamın hüküm sürmediği ve müslümanlara bedevi gözü ile bakılan bu topraklarda inancını var ve bir olan Allahın son olarak gönderdiğine inandığımız İslam dinine varlığını armağan eden insanlar bilir ki; en güzel cihat şekli öğrenmektir. Din uhrevi işlerden ibaret değildir,din doğa üstü metafizik dua yağmur ölüm ve sonrası yaratılış gibi kavramların ötesinde müslüman olduğunu iddia eden bireyler için bir yaşam klavuzudur ve yine müslüman olduğunu söyleyen her bireyin 'bir müslüman nasıl yaşamalıdır?' sorusunun cevabını hayatına mal etmesi şarttır; öğretici furkandır.
Şirkten ve günah konularında,Allah cc bilmem kaç yüz önce inmiş kuranda bugün ve şartlarını bilircesine son derece günceli meşgul edecek ayetler indirmiştir. Suyun kaldırma kuvvetini bilmem kaç yüz yılında bilmem kim bulmuştur diye anlatan fen bilgisi kitaplarından önce kuran; Hz Nuh un Allah ın emri ile yaptığı geminin suyun yüzünde nasıl durduğunu muhteşem edebiyatı ile bize lutfetmiştir.
Kuran ta o günden bu güne sadece 5 vakit namazı,ramazan orucunu,imkanı yetenler için hac vazifesini anneye babaya iyiliği,kocaya itaati anlatmak,bunu bildirmek ve asli vazifesi bu olarak gelmemiştir. Miras hukukunda kuran hükümlerini benimsemeyen '' bunlar eskiden oluyomuş,eskide kaldı,bu yasalar eskinin yasalarıydı,günümüz başka,artık devir değişti,artık çağdaşlaştık,artık demokratiğiz,artık laikiz,aaa biz yobaz mıyız,yok biz ilerici insanlarız'' deyip,hüküm konularında TC nin anayasını benimseyen bu gözlerine perde inmiş insanlar bilmeliler ki; dediğim gibi kuran sadece namazı ve iyi kalpli olmayı emretmek için inmemiştir. 6000 küsür ayetin her lafzı bize canımızı bağışlayan yüce ve merhametli Rabb tarafından ayrı ayrı muhteşem bir edebiyatla motiflenmiştir.Madem zaman değişti,kuran ayetleri ozamanın şartlarına göre o insanlar için indi.Namazda onlara inmişti,kılmaya gerek yok.Oruçta 1400 yıl evvel Efendimiz sav in ümmetine inmişti onlara farzdı,bize farz değil..Beyninize edeyim dicem ama olmaz,çünkü Rabb bildiriyor ki; hatemAllahu yani kalpleri mühürlüdür. Tam metni şöyledir ''Hür iradeye, özgürce seçme hakkına sahipken, sana ve Kur’ân’a itibar etmemeleri, inkârları sebebiyle, Allah onların kalplerini, kafalarını anlayışsız, kulaklarını duyarsız hale getirir. Gözlerinde de bir perde vardır, basiretleri bağlanmıştır. Büyük bir cezayı hak etmişlerdir''
Rab dilemeden görmek mümkün değildir,hidayette bu demektir.Allaha TAM iman ancak böyle olur.
Fazla sakin davrandım.Başlatmayınız demokrasinize.ÇAĞDAŞLIK diye kendinizi yırtarken 85 yılda gelinen noktaya bi bakın! Saçma sapan herşeyden bi haber geleceğini kazanma dayatmaları ile ortalığa salınan düşüncesiz insan yığını. Allahtan hakkı ile korkan bir toplum.. Allah ın vaadidir dinine yardım edene yardım edeceğini beyan eder kutsi hadiste. Neyse yazcam yine. =P

1 Ağustos 2011 Pazartesi

Canları da neler istermiş ..

http://www.eksisozluk.com/show.asp?id=24667616
Böyle bir yazı ancak bir öküzün kaleminden çıkabilir.Çok yazık.
Hayat standartları insanı artık 'akşama hangi yemeği yapsam' sorusunu bile sorduramazken bizim uçkuruna düşkün 3 kuruş maaşlı koltuk altı kokan erkeklerimize bak hele.. Romantikliğin R sinin köşesinden anlamayan,13-17 yaş arası apaçi güruh,18-25 yaş arası hayat meşgalesinden aynaya bakmayı unutmuş,25-33 yaş arası tam kıvamında olgun ama evli,elden kaçmış kendini salmış..
Bacaklarımızdaki tüyleri ağdayla almayı tercih ediyoruz genelde.Canı kıymetli olan bazı hatunlar sizin misal jiletle görüyo bu işi hemde az denemeyecek kadar ciddi orandalar.Yalnız şöyle bişey var; bu oran sizin dibinizi düşüren ancak orasına burasına tüyden model yapan ECNEBİ OROSPULARDAN daha yüksek bi oran değil.
İlik bulunması gereken bölgelerde ilik yerine bok olduğu için türk kadınlarının aslında standartlara göre ne kadar temiz ve bakımlı insanlar olduğunu görememeniz çok normal.Tavuk götü görüntüsü ağdadan hemen sonraki bir kaç saat mevcuttur ki; sir ağda sonrası yağ,limon,basit ve ucuz bir kaç krem buna çaredir.Öğrenecekler!
Makyaj yapan bi kadın barda tanıştığı bi yakışıklının evine sevişmeye gitmediği müddet,makyaj silmeden uyuyanıda nadirdir ki ;o ciddi derecede rahatsızlık veren bişey.
Size gelelim..Aranızda öyle hayvanlar var ki bazen zımpara dokunuşlara hasret bırakıyor.Öküz oğlu öküz,4 jilet 1 lira. O göğsünüzden fışkıran kapkara kıllar cabası,hiç inkar etmeyin onlarla gurur duyan sığırlar var aranızda.Diş fırçasını en son markette gören,ne temizlikten ne kokudan,ne dokunuştan ne ön sevişmeden anlamayan öküzün önde gideni bi çoğunuz.Ayaklarınızın kokusu beri mahalleden duyuluyo,tırnaklarınız toynak olmuş,saç taramayı bilmiyo ya yatırıyo ya tam dikiyo.Nesiniz lan siz?
Sizin Allah kitap tanımayan 1 deliğe ruhunuzu satacağınız orospular,bizim temiz türk kızlarına kurrrban olsunlar.
Yada dur dur olmasınlar siktir et,onların işi vardır,sizden önce 5850 kişi düzüyodur onları şimdi.
Öptüm bye

7 Nisan 2011 Perşembe

Mesafe

Suya atılan bir taşın çıkardığı halkalar gibi büyüdükçe dağılıyor düşüncelerim ve tekrarında toplanışının tiktakları kalıyor yelkovanı bir türlü yakalayamayan akrebin.
Bir ben kalıyorum karanlığında gecenin bir de ay.Sonra o gittiğinde nereden geldiği bilinmeyen karanlıklar kalıyor bana.Ben yeniden dalıyorum ışığını nereden aldığı bilinmeyen düşüncelerime ve düşünmekten düşünecek yerlerim ağrıyor..
Ressamın ıssız bir ormanın sonbaharda dökülen kuru yaprakların rüzgarla dans ederkenki çıkardığı hışırtıları boş bir tuvale resmetmesi gibi tüm gürültüler sessizlikte..Aynı sessizlikte aynı gökyüzüne bakıp aynı yıldızları seyrediyor belki aynı anda nefes alıyoruz.Önümden öylece geçip gidiyorsun yine de..Gözlerdeki yakınlık kadar yakınlaşmak neyin nesi? Göze alamadığım mesafeler kadar uzaklaşıyorsun..

5 Nisan 2011 Salı

Bir Özcan Deniz getirisi.. Depersonalizasyon..

24yaşında yaşamaması gerektiğini düşünen ve yapması gereken tek şeyin bu düşünceden kurtulmak olduğunu bilip yinede çaresiz,eli kolu bağlı,düşünceleri içine hapsolup kalmış biri için 'boşluk' kelimesi cuk oturur.
Değişmesi amaçlanan şeyler karmaşası diye de bir şey var.. Değişmeyeceğini bile bile değiştirmek için çabaladığı değerlilerin, başaramadıklarının altında ezim ezim ezildiğini gördüğünde iyi niyetlerini kendine siper etmesi cabadan başka hiç bir şey değil..
Orta-Lise dönemlerinden kalma,derme çatma bile olsa 'aile' kavramının insanın yüzüne küçük bir tebessüm olup düştüğü 'güven' hissi ve bir kelebek psikolojisi ile değilde,hani tam okul bitip 'şimdi ne bok yicez?' durumunun tam ortasında hayata dair maddesel tüm sorumlulukların omuzuna yüklendiği an kapana kısılan ruhun darılmış,kırılmış,bitmeye yüz tutan tarafı ile düşündüğümde anladım ben 'sevgi'nin ne demek olduğunu.. Hayır.O an değil;o psikolojideyken demek istedim.O kadar zor öğrenince uygulamaya geçirmeside bir o kadar zor oldu hep..Kendini beğenmişlikten değil,korkudan yapılan hatalar..
Bedenime küçük gelen kalbimde biriktirdiğim sevgimi belli dönemlerde tatmin olmak isteyince ihtiyaç olarak 'nefes alsın yeter' mantığı ile önüne gelene boşalma çabasını tek gecelik ilişkilere benzetiyorum..Ticaret bitince herkes yoluna..Kalbim ve sevgimin düzenli ilişkilere ihtiyacı var..
Bütün bu saçmalıkların çıkmasının tek sebebi aslında varoluşundan değil;Özcan Deniz dinliyorum hepsi bu.Kapatınca geçicek..

27 Mart 2011 Pazar

Araz


"Yalnızım çünkü sen varsın"

"gel" desen gelirdim
gittiğin uzakta bendim
dağ gibi bir ihanetten düştüm
bu kendime son gelişim

ölümbaz öpüşler kusuyorum ceplerime
kendimi suçüstü yakalıyorum
ve kentsizliğimin isimsizliğini
Araz´a uyak düşüyorum
gözlerime senden düşler sürüyorum
ıslak bileklerim kan bayramına yatıyor
bana en büyük tehdit yine ben oluyorum
sonra bir durağa yaslanıyorum
sonra bir kente
ve sen gidiyorsun
ben kanıyorum
diyorlar ki "kendini dinleme hiçbir şey söylemiyorsun"
oysa "gel" desen gelirdim biliyorsun

yorgun Haliç´e biraz inat
biraz ihanet bırakıyorum
ellerinden bir tedirginliği bir tehdidi avuçluyorum
aklıma düşüyorsun
düşüyorum
düşünce
üşüyorum
azgın hüzünlerle körlüğüme göçüyorum
ayrılığın saati kaç geçiyor bilmiyorum
yalanlarımla bir hiçlikteyim
beni içinden kaç

bu kentte her yağmur kendini ağlar
aklıma düşsen yalnızlık oluyorum
ağzımdaki uykudan öpmüyorsun nicedir
nerde kimi üşüyorsun
artık kendini yakan bir ateşim
kendimize birbirimizden düşler yapamıyoruz
şimdi boş duraklara yaslanıyorum
boş kentlere
oysa "gel" desen gelecektim

gün düşlerime dönüşlerimde
bakışın içiyor beni gözlerimden
gövdemi düşürüyorum güz yavrusu duraklara
uzaklığına uzanıyorum
sevdiğin sonbahar geçiyor üstümden
ama artık hiçbir göğü içmiyorsun dudaklarımdan
yıkılıyorum şarkılara
"kimseler biliyor"
yalnızlık dostumdu
şimdi korkum oluyor
oysa "gel" desen gelecektim

artık her şey kımıltısız bir geceye dönüşüyor
güz artığı saçlarımda oynaşan sensizlik
göz karana yenik düşüyor en korkak yanlarımdan
kendimi yitirdikçe sana gidiyorum
göbek çukurumda sobelere karanlık uyutuyorum
düş satıcısı ispiyoncu bir ihtiyarın insafına kalıyorum
uysal yalnızlıklar satın alıyorum
gülüşümle ödeyerek
ve içimde yalancı bir katil taşıyorum
yeni utançlar biriktiriyorum eski günahlarıma
cüzamlı ruhlar cehennemine gidiyorum ben
kirli sözlerimi temize çekme
oysa "gel" desen gelecektim

gözlerim ihanete ihbar taşıyor
kuşkulu bir cinayeti fısıldıyor kaşlarına
sözü namluna sürmelisin şimdi
en yaralı yanımdan vurmalısın beni
çünkü uçmak düşmeyi göze almaktır

avlunda bıraktığım az kullanılmış intiharları deniyorum
ne vakit nikotinli ellerinden yola çıksam
susuşuna kan döküyor gözlerim
sen gözüne çiğ kaçtı sanıyorsun
oysa bilmelisin Araz´ım
kimsenin içi görünmez
ve hiç bulamadıklarını
asla yitiremezsin
bak şimdi aramızda sessiz kalıyor
söylenecek bütün sözler

her sabah akşam oluyorsun
alnından ellerine damlıyorsun
yüzündeki yağmurla iniyorsun kente
içine dert oluyorsun kentin
dışına yağmur
yüreğinde dağılıyor kristal şehirler
duvarların kan öksürüyor
ve sen
başkalarının gözlerini
yüzümde aramamayı öğreniyorsun
beni bir durağa yaslıyorsun
beni bir kente
gidiyorsun
oysa "gel" desen gelecektim

susmak en inatçısı olmaktır yalnızlığın
en susmakta neydi öyle
sen en dinlerken
biliyorum Araz´ım
insan kendini bulmamalı, hep aramalı
gittiğin yerden başlıyorum öyleyse
gece cinnetlerimi de alıp yanıma

denize bakmayı bilmeyenler
bir gün mutlaka boğulur
işte bundandır gözlerinden kaçışlarım

siz hiç yar saçının bir telinden kendinize gurbet yaptınız mı

ben şimdi gurbetim
içimde taşıyorum
heba olsa da senlerce yılım
oysa "gel" desen gelecektim

ömrümden düşürdüğüm sol anahtarlarına takılıyorum hep
ve hayat yüklü kamyonlar geçiyor üstümden
şairler ölüdür derler
inanmıyorum


en karanlık ceketimi giyiyordum
ışığa kördüm çünkü
şimdi ise güneşe ilerliyorum
dirilmek için

kimliği paslanıyor eski bir anarşistin
gecenin kör gözünden utanıyorum
hadi bana en militan kelimelerle saldır
batır içime cümlelerini
beyhude bir dehşet bırak
hak ediyorum

gizlilikten ölmek üzere olan bir akrep sızıyor içime
can kaybından ölüyorum
cenazemde namaz kılacağım
zan altındayım
yalanıma inanıyorum

yorgun söylentiler kanıyor solgun yaralarımdan
kırılır mı bilmem hüznümde taşıdığım kin
kinim kendime
susuşum sana
küsüşüm tüm dünyaya

üstü kalsın ihanetimin
"gel" desen gelecektim

yine bir tren geçiyor içimden
sen kesiliyorum gülüşümün karşılığı
saçların bir rüzgarın öyküsünü taşıyor
görmüyorum söylemiyorsun kırılıyorum
hiçliğimin etleri yolunuyor şizofrenik bir gecede
sana bir öykü çıkarıyorum ağzımdan
süsle beni ey aşk
geçtiğin yerleri öpüyorum

yarısı yanık bir aşkın küllerini taşıyorum
dişlerindeki nikotin tadı terkimde
sirenler ve ateş hatları içip
sesini peydahlıyorum kendimden ve kentimden
ıslak ceplerimi buluyorum el yordamıyla
yasadışıyım
tutukla beni gözlerimden

kalemim bitti yitirdi şiirini şuur
öldü kanımdaki mürekkep balığı
solumdaki sise intihar etti intiharlar
bir aşkı kaça katlayabilirdi ki ezik bir yürek
yaşamak için geç bir zaman
ölmek için ise erken

çok davullu bir senfoni sürçüyor
dikiş tutmaz ayrılığımda
kirpiğinden yapılma bir darağacına
geceyi asıyorum
yoksun
bu yağmurlar ıslatmıyor beni
bir durağa yaslanıyorum sensiz
gidişinin en sessiz harfinden yırtılıyorum
"gel" desen gelecektim oysa

kulaklarımdan bordo denizler dökülüyor
şimdi herkes biraz sen biraz acı
göğsümde bir vagon
gizli sözler batıyor
fırtınalar çıkıyor üstüme

şakağımda
intihar acemisi bir şairin
delilik provaları
arkandan uluyan kapılardan
söküyorum kokunu
yokluğunu kokluyorum
yokluğunu yokluyorum

çöz gözlerimi senden hadi
ücranda yak bakışımı
gözlerine bekçi sevdam
dünden ve senden kalmayım

içine her düşen
kendi keşfi sanıyor seni
oysa sen
melekleri bile kıskandıracak kadar kendinsin
ve kendini acıtmak istiyorsun
ama güller kendine batamaz
bilmiyor musun
"gel" mi diyorsun

herkes kendi gördüğüne bakar
peki hayatın rüzgarında kime yelkeniz
kıpırdamadan duramayız bir aşk boyu
hadi en kanadığımız yerden susalım
"gel" desen gelirdim
"git" dedin ve gittin

Aşka...
Rüzgara...
Ayrılığa...
Zamana...

eyvallah..
    Kahraman TAZEOĞLU