25 Şubat 2011 Cuma

4. Ayşe Paşalı Cinayeti İşlenmiş , 5. ye Talibim

3 saatlik bir gece için 12 sigara gerçekten fazla..
1871'den beri Mehmet Efendi Kuru Kahvelerinden alınan bir tatlı kaşığı çokça kaynatılmış türk kahvesi,evdeki imkanların bu gecelik Murattı sigarasına elverişli olması ve düzeltilmeye çalışılan bir psikoloji ile açılmış hareketli bir müzik eşliğinde yazılmaya çalışan amaçsız bir yazı..Evet.Hala okumaya çalışan varsa bırakabilir.Zira ciddi söylüyorum amaçsız.İşte tam buradan girilebilir aslında konuya.Amaç ne ? Saçma sapan bir yığın luzümsuz dölün sıçıp batırdığı 3 kuruşluk dünyada ayakta kalmaya çalışıyoruz hepimiz ve emin olun amaç sadece bu.Ayakta kalabilmek.Pek düşünmem ben aslında.Düşünen insan çok üzülür diye düşünüyorum.İşte bunu düşünürken bile üzülüyorum.Düşünmek gerçekten iyi birşey değil.
Her günün bizden bir çok alıp götürdüğü bu acayip mekanda,boynumuza esaretin o kalın bağı geçmiş ve tutunmaya çalıştıklarımız bile bazen o ayağımızın altında zaten hiçte sağlam olmayan tabureyi itmek için sanki birileri ile anlaşmış gibi bizim öldükten sonra tozumuzun bile kalmayacağını bilse de yeryüzünde,tabureyi itenin kendisi olduğunu anlamayalım diye -ki o saatten sonra kahpeyi tanısam nee tanımasam ne- sinsice yaklaşıyor.Hayır hasta değilim.Gerçekten.
Hal bu iken bırakın da ben gerçekten bulaşık makinam bulaşıklarımı gerçekten temiz yıkıyor buna sevineyim.Bıraksınlar beni bana ben evimde aklıma saçma sapan cümleler gelsin,kınanmaktan,hor görülmekten,küçümsenmekten,beğenilmemekten zerre miktar korkmadan bana ait olan herşeyi paylaşayım.
Sevmiyorum insanları evet.İnsan içine çıkmayı,topluma karışıp sosyalleşmeyi.O ne öyle? Giyimleri,parfümleri,yanındaki sevgilileri,yedikleri içtikleri,anlattıkları hepsi ayrı kulvarlarda birbirleri ile yarış içinde.Ego da diyemiyorum buna bu çok ayrı birşey.Anlamadım.Aklıma da birşey gelmiyor amaçları ile alakalı.Varsa aklı firik bu yazıyı hala okuyup bir fikri olan benimle de paylaşsın.
Fark mı bu. Değil tabi ki. Evimde oturuyorum aylardır.Kitap okuyup günün bir çok saatini internetin başında geçirip temizlik ve yemek yapmaktan başka hiç bir aktivite yok hayatımda.Ama vallada mutluyum billa da mutluyum lan? Her yeni bir insan yeni bir tehlike diyorum.Diyorum inanmıyorsunuz.Tanımaya çalışmak ayrı bir dertken birde karmakarışık olduğunu bildiğin kişiliğini,hislerini,olaylara verdiğin tepkileri birilerine kabullendirmeye çalışmak bunlar gerçekten zor şeyler.Neden zor biliyor musunuz?Çünkü karşında ki insan senden çok farklı. Bambaşka bişey o. Evet okuyan salak.. Sensin o bambaşka.!
Evinde kocasını beklerken 0.facebooktan çeşitli gruplara katılıp,oranın buranın duvarına çeşitli sorular yazan bir gerizekalı tanıdığım var.Bugün ona çok imrendim.Hatun o kadar rahat ki çocuğunu sütten kestikten sonra göğüslerinde oluşan süt bezlerinin yaptığı ağrılardan dem vurmuş ve yardım istemiş.Başka bir gün közlenmiş kırmızı biberin sosunun tarifini istemiş filan.Muhabbet süper ama,gülüşmeler teşekkürler.İnsanların içine karışıp yardım istemek,son derece rahat safiyane sorular sormak..Tatile ihtiyacım var.
Benim derdim bunlar değil aslında.Aslında bir şey diycem.Benim derdim yok.Şu rahatlık ve umursamazlık beni delirtiyor zaten.Bir şeyi neden bir kaç saatten ya da en acı dediğim şeyi 1 haftadan fazla kafaya takamıyorum? 
Geçen gün durduk yere geldi aklıma bu.Benim birşeyleri ciddi anlamda umursamaya ihtiyacım var.Biri ya da birşeyleri hayata mihenk edinmek iyi birşey değil elbet ama amaçlar belli ve birse araçlar gerçekten çokta önemli değil. 
Son bir kaç şey daha söyleyip bu saçma ve belki silmeyi bile düşüneceğim yazıyı sonlandırmak istiyorum.
İnsanlar gerçekten kötü olabilir ama ben gerçekten onları seviyorum.Üzülüyorum bir kere,çabalarına,güçlü görünmeye çalışmalarına,şerefli olanlarına,hele vefalı olanlarına can veresim geliyor.Yok diyordum ama var be ya.Hala iyi insanlar var.Bulaşık makinam bulaşıkları güzel yıkıyor diye mutlu olduğumdan daha çok mutlu oluyorum iyi diyebileceğim insanlar çıkınca karşıma.Kısaca 5. Ayşe Paşalı ben olmayayım.Hiç kimse olmasın.
Okuyosan hala,seviyorum seni.Okumayan varsada okuyanlar olarak hep birlikte bi siktir çekelim gidenlerin ardından ve gecenin son sigarasını yakalım Murattı paketinden :)

7 Şubat 2011 Pazartesi

Bitmesini istemediğim şarkılar var..
Bitmesini istemediğim geceler..
Bitmesini istemediğim insanlar içimde..
Sonsuzluğa duyduğum isteğimden ziyade;bitişlere hep yakın olmanın kazandırdığı bir nefret belki..
Sonu gelmesin istediğim cümlelerim var birde anlamasınlar diye.. 
Anlarsak biteriz..
Bitmek,tükenmek değildir belki..
Belki bitmek başlamaktır..
Bitmek yeni bir geceyi yaşamak için atılan ilk adımdır belki..
Başlangıçlardan korkmaktan ziyade; her başlangıcın bir sonu olacağını bilmekten nefret etmektir belki..
Başlarsak biteriz..
Başlangıçlar bitişlerin başlangıcıdır..
Ya da tam tersi..

Sevgililer Günü Safsatası

SEVGİLİLER GÜNÜ Hakkında değişik yorum ve tanımlamaların yapıldığı bu günle ilgili bir görüş bakın söyle: St. Valentine Aşıklar Günü, İsa'dan önce 4.yüzyıl Roması'nda kutlanan, Çobanların Tanrısı " Faurus Lupercus" şenliğine, başka bir deyişle " Kurt Bayramı'na salıyor köklerini. Her 15 Şubat'ta genç Romalılar, içinde Tanrı Kurt'un yaşadığı varsayılan bir mağranın önünde toplanıyorlar. Ortada bir küp duruyor. İçinde kız adları yazılı minik levhalar. Bir lotaryo bu . Delikanlılardan yanlızca biri, belki de o savaş yılının en kahraman olanı, yüreği çarparak rastgele bir kızın adını çekiyor. Bu yöntemle kurulan özel çift, ertesi yılki 15 Şubat çekilişine dek, akıllarından geçen her cinsel fantaziyi yaşamak ve uygulamakla serbest bırakılıyor, toplamın onayı alınmış olunuyor, yani yasal olarak özgür kılınıyordu. Romalı gençler, I.S. 500'lü yıllara değin, bu 2000 yıllık geleneği aşk ve şevk ile sürdürdüler. Ama Çoban Tanrısı " Faunus Lupercus " şenliği, dini bütün Hristiyanların canına tak etmişti. Roma Kilisesi sorumluları aradı ve din şehidini bu konuya kurban seçti. Roma İmparatoru II. Claudius döneminde yaşanmış, papaz Valentin bu duruma en uygun aday seçilmişti. İmparator Cladius Gothicus'un gazabından Hristiyanları kurtarmış, ama kendisini feda etmis ve bu papazın kafasını kesmiş. Aradan uzun bir zaman geçtikten sonra Vatikan, Valentin'e " aziz " ünvanı vermiş. Roma kapılarının biri de zamanla onun adıyla anılır olmuş. Burokrasiye meraklı Roma imparatorluğu, Aziz Valentin'in ölüm gününü de tarihe kaydetmiş. 14 Şubat 273. 15 Şubat tarihi de " Kurt Bayramı " na rastlıyor. Valentin'in ölümüyle bu festival arasında bir bağ kurulup, dini bir kisve giydirilerek bu gün kutlanmaya devam edilmis. Valentin'in ölüm günü, böylece Sevgililer Günü olmuş...
BU kadar sapık bir oluşum geleneğinden gelen bir "gün"ü kutlamak ne kadar doğrudur sorarım size. bu arada 15 şubat Sabetaycıların Şeker bayramıdır. Unutulmamalıdır ki aynı güne denk gelen kutsal günler tesadüften uzak mutlaka bir bağlantı vardır.(Alıntıdır)



Hal bu iken,töremizden,örfümüzden ve inançlarımızdan bi haber aynı dine bile mensup olmadığımız insanların kendi hayatlarında,kendi ülkelerinde ve kendi ideolojilerinde önemli gördükleri bir günü hayatımıza sindirmek,onu aynı onlar gibi yaşamak ne kadar doğrudur,tartışılır.Annem olsa 'işleri yok it taşlıyorlar' derdi ve aynen öyle. Amaç ne anlamış değilim.Zaten her gün sevişmiyor musunuz?Hediye almıyor musunuz yani ? Ne yani ne? Bırakın bu saçma sapan işleri yauğ..

5 Şubat 2011 Cumartesi

'Hasretinle Yandı Gönlüm' anısına!

Huzurunu huzursuzluğuna borçlu olduğun günlerin son demlerini yaşıyorsun belki de.. Keşkelerin arasında kaybolup kalmış bir çok şey gibi bu günlerin ardından da yaşayamadıkların için keşke diyeceğini bile bile inatla yaşıyorsun her şeyi . Gönlüne o hiç ulaşamadığın huzuru serpercesine bir keşke yada yine boğazına düğüm düğüm oturan o pişmanlığın ardından tek bir kelime dahi olsa adeta seni sana bile anlatamayan bir cümle edasında yarısını söyleyip yarısını çıkaramadığım bir keşke olacak bu .
Anlatmak istediklerin günün belli saatlerinde artık ezbere konuşan radyo programcısının sıradan cümleleri ve veda ederken günün anlam ve önemini belirtecek son sözleri yada takvim arkası yazıları gibi bilindik şeyler olsaydı eğer şuanda sadece beynin kalbin ve parmaklarının ucunda yalpalayıp duran o saçma bağı takip etmek zorunda kalmazdın.. En acısı ne biliyor musun ? Seçimin ne olursa olsun , her zaman keşke demeye mahkumsun ..
25 Mayıs 2010

Kronik Diş Yoklaması

Kronik diş ağrısı olur mu? Delisin kızım,olmaz mı.. Tam 1 senedir biyoloji fizyoloji kimya ruhsal durumlar filan, tüm bunların son durumları ile harmanlanmış bir bütünün kafamda yarattığı gel-gitlerin oluşumundan sonra periyodik olarak her ayın 3 günü mukavim bedenime adeta manevi bir ballismus uygularcasına ani iniş yapan hissiyata kronik diş ağrısı diyoruz.Şaka be ben diyorum.Yine acıdı dün aklıma malum gün geldi!
Memleketimin leş hastanelerinden birindeyim 3 ay kadar önce.Acil'e acil giriş yapmışım kalp ve diş ağrısından.Hayır canım aa? Bu sefer gönül işleri değil.Bildiğin kalbim ağrıyor,maddesi.Ağrı ne yahu,hafif kaldı birileri birşeyler sokuyor.'Üşütmüşsün üşütmüşsün,geçer yavrum bu yaşta ne kalbi?,Derya iş çıkarma otur bi'Heyt yavrum be,alakasa gel sen..Kalp diyorum leenn? Hafif dişimde ağrıyınca cahil beynimde bir bağlantı kurmaya çalışıyorum bir alakası olabilir mi..Normalde hastane filan işim olmaz,yatarım geçer geçer derim çiftehanın kiraz bahçelerine nazır,dalından henüz koparılmış yeşil fasülye gibi-misler gibi- kokan anacığım misali..Dayanamadım tabi,aldım sıramı filan geçtim muayene odalarından birine çektim perdesini.Ne gelen ne giden..Çok sıkıldım uzattım kafayı perdeden baktım şöyle bi kalp fenaa..Voltaya başladım koridorda bu sefer, çocuk sesimi yaşlı ığılamasımı bi dur bi yapma bi susss seslerimi ne ararsan.Stres kanımda geziyor.Giriş kapısına arkamı dönmüşüm ki işte o anda bir haykırışş. 'Çekiğğğğiiiğğiiğiğiğillllll' Hey Ya Rabbi..Ne bağırıyon lan öküzz' demeye kalmadı ; sedyede başından kurşun yemiş 50'lerinde bir dayım. Dayıdır onlar bilirsiniz,bakkal,ayakkabıcı,küçük esnaf olsun,sokakta gördüğümüz 50'li amcalar olsun 'dayı'dır.İntihar olduğunu iddia edenler oldu anlam veremedim.Anlam verecek durumda değilim ki!! O ses varya görüntüden daha çok mahvetti ağrıyan kalbimi zira koro halinde söylenen bir'çekiğiğilll' di o.
Sordum ukala görevliye,görevli dediğim kıçımın kenarı beyaz giyinmiş götten bacak elinde şırıngayla gezip duran,kendini artık ne profösörü sanıyosa.. Ha pardon çok özür diler affa sığınırım.Onlar başhekim yancısı mıydı? Yok lan bi dur kızım sende ne pis bi kalbin var.Hem ağrıyor hem pis.Erkekti bu. Baş hekim ibnedir belki ? Belki ona veriyodur ? Ben başka türlü açıklayamadım zira bu ukalalığın sebebiyetini..Usta dedim hey sen,evet evet sen dostum..Bırak o şırıngayı kaldır o lanet olası koca poponu ve bana cevap ver,'doktor ne zaman gelecek?' (Sadece doktor ne zaman gelecek dedim kibarca) Ne dedi biliyo musunuz?
'Siz nasıl insansınız ya?Orada adam kafasına sıkmış,siz burada 10 dk beklemeye üşeniyorsunuz,acil müdahale yapmaya gittiler bla bla bla' İşte pişmanlık oydu,pişmanlık kibarca soru sormuş olmamdı.Keşke dedim deseymişim aklımdaki halimle belki insan olurdu benim it gibi olduğumu görünce..
Kafa kısa devre yaptı benim,bujileri yaktı,su kaynattı,antifriz konmamış tüp gibi dondu kaldı gaz,şamandıra ayarlarımla oynadı adete ve akabinde elbette fren balatalarım aşındı..'Bak' dedim, 'bak aslanım'..
'Sana sadece insan gibi doktorun ne zaman geleceğini sordum,ben buradaki onlarca hasta gibi herhangi biriyim ve hiç bir şeyden haberim yok.Az önce götürülen hastanın durumu hakkında da bilgim yok,senin bana hakarete varan sözler söylemen,çocuğunu azarlar gibi ses tonunda oynama yapman ayıp.' Yumuşadı yumuşak tabi..O adam kafasına sıkmış bilmene bla bla derken doktor geldi.Bir kaç tetkik ve sonuçlar.. Metin ol dedi,metin ol..Yaşayacaksın..'Burada bir problem gözükmüyor ama kardiyolojiye gözük..' Diş içinde işte ilgili birimlere yönlendirme filan derken çıkışı ayrı bir olaydı zaten. Bir polis musallat oldu,yardımcı olalım ayağına.Amca dedim sağol sen ne iyisin yea.Tamam dedim bir daha ki kalp ağrıma söz dedim senin yanına gelicem.
Eve gittim,aldım anneyi babayı karşıma..'Ben bir eşşeklik ettim,affedebilecek misiniz?' Ne oldu kızım anlat ne varmış filan filan. 'Yok dedim asıl mevzu o değil biraz güncellenin artık valide hatun,peder bey' 'Siz haklıydınız,kalp ağrısı ne ya..Saçmalık hıhh! Hastane işi göt işi.' dedim ve işte o gün kronik diş ağrısı diye bir terim ekledim kendi sözlüğüme.Var mıymış ? Olmaz mı ? Hastaneye tövbe edersin,bilmem nerendeki bilmem nenin salgıladığı sıvının inceliği süper benzinin koyuluğu ile eşit olmak zorundayken,olmaz mesela sen yine gidip bir gözükmezsin.
Seviyorum lan dişimi,arada bir yoklayan bir o var zaten? Onu da çekerlerse kim yoklayacak?

4 Şubat 2011 Cuma

Yemin Bozuyorum Her Pazartesi

Koca eşşek yaşına geldim aklım hala almıyor çeşidi ne olursa olsun şu ikili ilişkileri.Daha zaten 1 adet uyumlu çift görmüş değilim.Anne-Baba,Anne Kız,Baba Oğul.Arkadaş ya da -Hatun Hatun,Hatun Erkek,Hatun İbne,İbne Erkek- Bakın;imzamı atarım,kalıbımı basarım yeryüzünde henüz beklentisiz iş yapan adam yoktur!O kadar abi,herkes bir şeyler bekler.Az veya çok,çıkarlar doğrultunda ilerler ilişkiler ve hep buna endekslidir iniş çıkışlar.Fedakarlık yapmak gerek bazı durumlarda tamam ama neden ben?Neden o yada neden diğeri? Neden hep tek taraf yapar da diğer taraf el belinde onu pis pis gülerek izler? Ya da hadi sen fedakarlık yapan tarafsın diyelim,bunu neden yapıyorsun?Amacın ne?Mal mısın olum bırak o yapsın,bekle..
Ne diyorum lan ben.. İnsanlarla olan ilişkilerimde hiç bir şey beklemedim hiç bir zaman.Herkes bunu iddia eder değil mi? Ama hiç kimsenin hiç bir şeyden vazgeçtiğini göremezsiniz. 'Hiç kimseden hiç bir şey beklemiyorum yauuuğ' der; hatunu ölümüne kovalar,götünden ayrılmaz.Alacağını alır,tekmeyi basar. Hatun için,'Aşk yüreğimden aşağı doğru sızan hislerin bilmem neresindeki bilmem ney'Pardon da bacım o sızan şey çok başka bir şey hepimiz biliyoruz..Parasını yer anasının kuzusu çocukların,o salakta yok demez ha,götünü istese verir o derece.E sindirmiş adam 'kadınım' ..Hassiktir..
Sen fedakarlık yaptığın müddet ezilmeye mahkum olacaksın çocuk.Sen insanların seni yemek için sana yanaştığını düşündükçe de ezik kalacaksın çocuk.Oran orantının insan ilişkilerinde daha önemli bir yerinin olduğunu düşünüp duracaksın ama hiç bir zaman 'aynı cins ve aynı birimden' olan çoklukları birbirine oranlayamayacaksın.Dolayısı ile sonuç olarak hiç bir zaman eline eşit bir orantı kalmayacak.

Biraz aforizmanın çarkına çomak sokmak olacak ama bu işler böyle..

Oportünist Herif Hıncal..

Her Doğru Her Yerde..Hay Sıçayım Böyle Doğruya!
Dönemin çalışma bakanı Ömer Dinçer'in sıçması kafi değilmiş gibi sıvadığı dönemden de hatırlayacağız bu 'her şey her yerde söylenmez' mantalitesini.
Bu gibi denyoların koltuklarına ya da kendilerince önemli gördükleri,ön planda tutulmaya çalışılan kişiliksiz kimliklerinden kaynaklı bir özgüven ile söylenmiş,söylediği anda kendinin bile mantık aramaya zahmet etmeyeceği akabinde bir bomba etkisi yaratan söylemlerin arkasında değilim elbette ancak bir gerçek var ki toplumun -kimse kabul etmese bile- analarımız babalarımız bile -bugün dahi- ölümüne adapte oldukları örflere göre düşünüp hareket etmesi.
'Güzel ölüm' En başta yuha lan diyor insan,güzel ölüm mü olurmuş? Ölüm soğuk,ölüm kötü,ölüm berbat,tasavvur edilemeyecek kadar zor.Hislerin en kötüsü,yaşanabilecek en acı şey yakınını yitiren için.
Şu da var ama; seçme şansımız olsaydı emin olalım ki hepimiz sıcak yatağımızda isterdik hiç vermeyeceğimizi sandığımız o son nefesimizi zira kimse yanarak,boğularak bilare işkence aletleri ile demir taraklarla etlerimiz taranarak,yağlı kazığa oturtularak ve ya fobimdir kendileri bir trafik kazasında 130'la gelen bir kamyonun çarpmışlığı ile dümdüz olarak can vermek istemeyiz.Bu durumda güzel ölüm varmıymış?Bence var.Güzel ölmek bence yanmamak,güzel ölmek bence can çekişmeden ölmek.O son nefesi içimden söke söke almamasıdır ölüm meleğinin güzel ölmek..
Mantıksızlık,milyonlarca insanın önünde anlaşılmayı bekleyerek 'güzel öldüler' demekte.Ha öküz,desene 'bir tahrip yok vucütlarında,acı çekmediler,bilmem ne olmadı..' Her doğru her şekilde söylenmez..
Her insan korkar ölümden ama benim ki biraz abardı bu günlerde,korku filmi sahnelerine döndü sabah uyanışlarımın ertesi.Yüzüme bir kaç kez soğuk su çarptıktan sonra aynaya bakmaktan alıkoyamıyorum kendimi.Ölümün arkamda kol gezdiğini düşünüyorum ve görmekten korkuyorum aynadaki yansımasını.. He şimdi bir de Hıncal var.Her doğru her yerde söylenmez,her doğru her zaman söylenmez.Şu 'empati' dediği şeyi düşündüm bir kadın olarak.Erkek gibi bir kadın olarak düşünemedim,inanılmaz ağırıma gitti düşüncesi bile.
Evet,hepimiz şoklardan şok beğendik,yakıştıramadık ölümü ama yakışmayan ölme biçimiydi demek gelmiyor içimden.Beni,seni,bir başkasını ilgilendirmez kimin ne yaşadığı.Düşünürsün tamam ; ki o kadar eminim ki şimdi piyasada Hıncal'a küfür etmeyi farz bilmiş adamların içinden bir nebze bile olsa 'düşünüyorumda benim hatun böyle ölse ben ne yapardım yea' dediklerini..Zor..Hele evli,hele çocuğu var..Şimdi değil di belki,belki biraz daha sonraları olabilirdi bu düşünceleri dışa vurum zamanı.Zaten her ölenin ardından böyle 2 ileri 1 geri konuşmalar yapmak vacip düştü bizim ümmete.Her 'doğru' .. Gerçeklerin acı olduğunun tescilini bir kez daha pespaye bir şekilde,zamansız,hadsiz bir şekilde dile getirmiş oportünist herif.